30 Nisan 2012 Pazartesi

Anne ben Fotoblog oldum :/

(caps lock on) nokta (caps lock off)

Şaka yapıyorum fotoblog olmadım , olmayacağım... O güzel gözlerinizin bakacak bir şeylere ihtiyacı olduğunda dudaklarınıza tebessüm gönderebilmesi için yükledim bunu =)

25 Nisan 2012 Çarşamba

Veda

 Bu sefer uzun oldu sayın okuyucum ama sonuna kadar okuma sabrını gösterirsen pişman olmayacaksın bence =)
   


    -Şair baki kimdir, ne tür şiir yazar? Prezeve deniz savaşındaki geminin adı nedir? İlk cinayetten içeri atılan mahkumun adı neydi? Kitaplarım, kitaplarım neredeler! 
Nefes al, nefes ver, nefes... al... nefes... ver...
    Türkler tarafından kurulan ilk gizli örgütün adı neydi ?Bildiğim şeyler bunlar, hatırlayabilirim. Hadi hatırla...Daha kolay şeyler düşün bunlar zor...
Atlantis ilköğretim okulu... Hayır, hayır orada okumadım ben... Nerede okudum o zaman !Hepsi beynimin içinde bir yerlerde biliyorum...
Peki O? Nerede tanışmıştık, sakallı mıydı, sakalsız mı, benden uzun muydu?
Hey sen, hayal misin gerçek mi ?
                      
                      ****************************************************

Arabanın sağında telaşlı kadın,
Solunda her şeyin sorumlusu bir adam...

- Arkamızdalar!
- Yediğin haltların açığa çıkarmak için geç bile kaldılar.
- Ben bir şey yapmadım.
- Eminim.. Ben gerçekten korkuyorum artık olanlardan ...
- Korkacak bir şey yok. Her zaman ki gibi atlatırım onları endişelenme...Hala arkamızdalar zaten!
- Ne zamana kadar kaçacaksın?
-  Bilmiyorum. Sus artık...

   Yağmurun hızlanmasıyla aracın görüş açısı iyice azalmıştı. Kaçan kaçmakta zorlanıyordu, kovalayan kovalamakta...Kadın baş parmağında takılı olan metal yüzüğü işaret parmağıyla çeviriyordu.(Ne zaman korksa böyle yapardı)...Konunun kendisiyle bir ilgisi olmaması ayrı bir konuydu aslında. Böyle bir adamın yanında , onun yaptıkları yüzünden kaçmak yapacağı en son şey olmalıydı  ama yine de yanındaydı sebebini bilmediği bir şekilde.
Ne zaman bitecek bunlar düşüncesi  neredeyse her gün aklına geliyordu.
   Kimin yanındayım ben, bir yalancı, bir kanun kaçağı, bir duygu kaçağı... Beni seviyor mu onu bile bilmiyorum. Seviyor olsaydı beni bunlara ortak eder miydi ? Yanında olmamı istiyordur belki. Düşünerek öleceğim ben hiçbir şeyden ölmezsem.. Neden kaçıyoruz acaba ?


-Durmayacak mısın artık?
-İlerde bir yer var orada duracağım. Burada durmamız uygun olmaz.
- Ne kadar sürer oraya gitmemiz?
- Yarım saat kadar. Biraz daha sabret.
- Uykum gelmeye başladı.
- Uyu hadi sen. Ben uyandırırım seni..

Kadının uyuması çok zaman almadı, uyanması da... Bomboş bir arazi, sert rüzgar ve yağmur... Issız bir adadan farkı yoktu buranın...

- Hadi iniyoruz.
- İnmeyelim, yağmuru görmüyor musun, bırak uyuyayım, sende uyu işte biraz. Yoruldun araba kullanmaktan zaten.
- Olmaz iniyoruz..
-Şemsiy...
- İn artık hadi...

Apar topar ikisi de indi arabadan... Dizlerine kadar çamura battılar... Adam, kadının kolundan çekiştiriyordu.Canının acıdığını umursamadan...

-Kimse yok. Sakin ol artık ya!
-Bu yüzden acele ediyorum. Şuan hiç kimse yok.
-Ne oluyor... Anlat...


Boş arazide koşar gibi yürüyorlardı. Ne olup bittiğini anlamanın imkanı yoktu.Kazılmış bir çukurun yanına geldiklerinde adam kadının kolunu bıraktı. Nefes nefeselerdi. Adam çukurun yanına çöktü boş gözlerle yalnızca kazılmış derinliğe bakıyor. Kadın hemen sağında ayakta adama bakıyor, neler  olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Gözlerinden istemsizce akan yaş ise korkusunun  -belirtisiydi yalnızca. Rüzgar daha sert esiyordu, yüzü üşüdü...


- Hazır mısın ?
- Neye?
-Beni öldürmeye.
- Seni öldürmeyeceğim.
- Bu yüzden buradasın. Bu çukur bu yüzden kazıldı. Bu çukur bir tek senin bildiğin mezarım benim.

Kadın, beyninden vurulmuşa döndü. Katil değildi, olamazdı. Bu intihara ortak olmamalıydı.

- Neden ölmek istiyorsun adam, neden?
- Görmüyor musun peşimdeler, bırakırlar mı sanıyorsun! Bırakmayacaklar.
- Yapma lütfen. Hastasın sen, halüsinasyon görüyorsun, takip edildiğini sanıyorsun, kaçıyorsun ve sırf seni sevdiğim için hepsi gerçekmiş gibi davranıyorum. Şimdi hiç var olmamış şeyler için katilin olmayacağım. Gerçek değil adam hiçbir şey, gerçek değil sakin ol !
-Yoklar öyle mi ? hıh... kim yok söyler misin bana ?
- İşte peşinde olduğunu söylediğin hiçbir şey peşinde değil buraya kadar takip edildiğimiz için değil, sen istediğin için geldik..
Adamın gözlerinden yaşlar süzüldü önce, sonra o yaşlar sel oldu, sonra hıçırıkları feryat gibi kulak tırmalıyordu.Çamurun üzerine, yüzü çukura dönük uzandı. Oyuncağı kırılmış bir çocuk gibiydi şimdi...

 'Peşimdeki adamları bir kez yakından gör isterdim kadın... Uzun boylu iri yarı, siyah kar botlu cellatlar onlar... Kucaklarında bir kutu, kutunun içinde yalanlarım... Onları getiriyorlar peşimden, hiç unutmayayım istiyorlar, hepsini söyleyeyim, hepsini kabulleneyim istiyorlar ama bilmiyorlar ki ben o kadar güçlü değilim. Şimdi sen yalanlarımı duymak ister misin! Kimse istemez. Bak ben bile istemiyorum. Onları görürsen söyle tamam mı ben o yalanları söylerken açıklamam gerekeceğini hiç düşünmedim, pişman olacağımı hiç düşünmedim, peşimi bırakmayacaklarını hiç düşünmedim'

-Tamam bir daha o kutuyu getirirlerse beraber açar beraber göğüs gereriz her şeye sen şimdi sakin ol olur mu?


- Olmayacak öyle bir gün kadın.. Hemen en hızlı şekilde kabullen!

Adam yattığı yerden kalktı, üstü başı çamur içinde kalmıştı. Akan burnunu koluna sildi, diğer koluyla yüzünü temizledi. Belinden çıkardığı silahı kadına uzattı.

- Evde bir mektup var. Yurtdışına çıktığımı adımı değiştirdiğimi ve bir daha Türkiye'ye hiç dönmeyeceğim yazıyor, sana bir şey olmasına izin vermem. Arabamı  senin üzerine geçirdi avukatım, buradan kendi arabanla gideceksin, kimse hiçbir şey düşünmeyecek. Anladın mı ?
-Neden ben, hııııııı, neden..... ben.... neden.... neden... neden....?
-Yalanlarının karşısına çıkmaya korkan bir adam, ölüme kendisi tetik çekebilir mi sanıyorsun. Korkak biriyim, korkak öleceğim...
- Olmaz.. hayır... ben... yapamam...
- Al şunu...Kimse yok hadi....

Kadın, rüya olması için dua ediyordu içinden... Kucağında bir silahla yığılmıştı yere. Elleri titriyor, başı dönüyordu. Ağlamaktan  gözleri de akacaktı sanki yanaklarından aşağı....

- Kalk ayağa...Çek hadi şu tetiği!
-Ben y....
- Kalk dedim...

Kadın yalpalayarak kalktı yerden...

- Şimdi beni dinle kadın.. Öldüğümden emin olduğunda buraya gömersin beni... Çamur zaten toprağı sıkıştıracaktık ne kazıldığı, ne açıldığı belli olur...Eğer yapmamakta ısrarcıysan olacakları söyleyim sana... Birileri gelip ikimizi de öldürecek ve ben senin ölmeni istemiyorum...
- Birileri kim?
- Peşimdekiler...
- Hastasın sen!
- Geç karşıma hadi !

Kadınla adam bir nefes uzaklıkla göz gözelerdi. Kadın ağlıyordu sadece. Adam ise geçmişinden pişman ama çaresizdi bu yüzden güçlü durmaya çalışıyordu.

- Gözlerine bakamam arkanı dön.
- Öldüğümden emin ol.
- Nasıl?

Adam elini sırtına doğru götürdü ve silahı tam kalbine gelecek hizaya dayadı.
'Şimdi eminiz'

Adam gözlerini kapatmış beklemesine rağmen, dakikalarca hiçbir şey hissedemedi. 'Hadi'

-Yapamıyorum...
- Kapa gözlerini ve 3 dediğimde....
Kadın öyle sıkı kapattı ki gözlerini hiçbir şeye şahit olmamak için garantiye alır gibiydi kendini....

-1...
2...
3...

Bir el silah sesi...
Kadın aynı anda yok etti hafızasındaki silah sesini hatırlamamalıydı bu anı. Başını çukurun tam tersi istikametine çevirip adamı var gücüyle mezarına itti, elindeki silahı da çukura fırlattı... Ve koştu.. Ağlayarak, içini dışına çıkararak, ölürcesine, öldürürcesine... Öldürdüğü adam hayal gibiydi. Hiç yaşamamış, hiç tanışmamış ve onu öldürmemiş gibi... Bir sürü şey geçiyordu aklından ama hiçbiri kendine ait değil gibiydi...


  -Şair baki kimdir, ne tür şiir yazar? Prezeve deniz savaşındaki geminin adı nedir? İlk cinayetten içeri atılan mahkumun adı neydi? Kitaplarım, kitaplarım neredeler! 
Nefes al, nefes ver, nefes... al... nefes... ver...
    Türkler tarafından kurulan ilk gizli örgütün adı neydi ?Bildiğim şeyler bunlar, hatırlayabilirim. Hadi hatırla...Daha kolay şeyler düşün bunlar zor...
Atlantis ilköğretim okulu... Hayır, hayır orada okumadım ben... Nerede okudum o zaman !Hepsi beynimin içinde bir yerlerde biliyorum...
Peki O? Nerede tanışmıştık, sakallı mıydı, sakalsız mı, benden uzun muydu?


Hey sen, hayal misin gerçek mi ?

Bir aracın yaklaştığını ve o araçtan birinin indiğini hiç farketmemişti. Mezarın üstünü kapatmadığı aklına bile gelmedi...


-Sana diyorum gerçek misin sen?


Adam hiçbir şey söylemeden yürümeye devam etti. Yeterince yaklaştığında adam artık ana hatlarıyla görülebiliyordu. Uzun boylu iri yarı, siyah kar botlu bir adam elindeki kutuyu kadına uzattı.
Aç dedi...
-Gerçek misin onu söyle ?
- Gerçeğim...
Kadın bir emir gibi hissetti bunu ve hemen açtı kutuyu... Üzerinde tarih ve saat atılmış bir sürü not kağıtlarıyla doluydu kutu...Adamın yalanları dedi içinden hepsini sırayla okudu, kendiyle ilgili olanlarda vardı. Nasıl söyleyebildi bana bunları diye hayıflandı için için. Bazı kağıtları okurken 'iyi ki öldü' diyesi bile geldi...

Bir kalem ve bir sürü not kağıdı uzattı iri yarı adam...
 Yaz dedi
- Ne yazacağım...
- O sana söylediklerini yazdı sende ona söylediğin yalanları yazacaksın...
- Neden?
- Yaz sadece...

Kadın bir süre düşündü . Önce 'Sensiz ben ölürüm' demişti ilk aşık olduğunda onu yazmayı düşündü ama kendi elleriyle öldürmüştü bunu yazması saçma olurdu..Yazmadı.
Sonra tek bir kağıt attı kutuya....Kapattı kutuyu adama geri verdi.

Kadın yürümeye, adam onu takip etmeye başladı...

Durduklarında mezarın başındalardı..
Adam kutuyu çamurlu mezara boşalttı, kağıtlar kahverengi ıslaklıkta yok oldular.

'Ona bazen seni sevmiyorum diyorum' yazmıştı ölü adam kağıtlardan birine. Demek ki hep sevmişti onu ama ihanette etmişti, kendiyle ilgili yalanlarda söylemişti. Ama yine de sevmişti, değer vermişti...
Düşüncelerinin sonu gelmiyordu, olan bitenin içinden çıkamıyordu. Doğruyla yanlışı, hayaller gerçeği ayırt edemiyordu...
Kadın mezara uzandı adamın yüzünü okşadı, kağıtlara baktı ve silahı aldı.

Bir el silah sesi duyuldu.Kadın adamı vurduğu hizadan göğüs kafesinin üstünden kendini vurdu ve aynı mezarın içine yığıldı.

İri adam mezarın üstünü kapattı ve arabaya binip uzaklaştı oradan...

                                  ********************************
-Nefes al.... Nefes ver.... Nefes... al... nefes...
-Boşa uğraşma nefes yok burada! Ne yazdın o kağıda !
'Bir gün memlekette evimiz olsun, yazları orada yaşarız demiştin de ölsem gelmem demiştim '
- Yalan mıydı bu?
- Ölüme geldim....
- Sana söylediğim yalanlardan sonra mı ?
-Bana yalan söylemediğin zamanlar için.
- Öldük değil mi ?
- Göğsünde uyur gibi hemde...

 BENDENİZ GERÇEKÇİ OLALIM  HAYALPEREST  BİRİ


 Ben kadınla adamı öldürdüm bugün... Roxanne, Mehmet, Frodo, Marla, Aslı, Bora hepsi bugün burada öldü... Artık onlar adına  yazacak bir şey yok. Bu benim cinayet teşebbüsümün başarısıdır.

Gidiş nedenimle ilgili kısa bir özet geçerim bir ara belki..
Bu yazı çok uzun oldu çünkü...
Yorum yazmak isterseniz yorumlarınız ne olursa olsun onaylanacaktır...

Sevgiler 
Saygılar
Öperim

18 Nisan 2012 Çarşamba

Tarafsızlık Tarafı

Sağ, baştan say...
baş parmak, işaret parmağı, orta parmak, yüzük parmağı, kuş parmak...

Sol, baştan say...
Kuş parmak, yüzük parmağı ,orta parmak,  ...

Tamam herkes burada yerinde olduğuna göre bir sigara yakıp başlayabiliriz...
Henüz ne anlatacağımı bilemiyorum sanırım önemli bir şeylerden bahsedeceğim ya da saçmalayacağım henüz karar vermedim...


               **************************************************************


-Sağcı mısın, solcu mu sen nesin?
-Bunlardan biri olmak zorunda mıyım ?
-Bunlardan biri olmalısın Marla... Hayata karşı bir duruşun olmalı...
-Seni mi kıracağım... Tarafsız tarafta olurum bende.. Beynimin içi hep çekimser olur...Tarafsızlıkta bir taraf değil mi ?... Toplansak bir eylem yapabiliriz!
-Saçmalama, bir fikrin olmalı, bir bakış açın, bir şey uğruna söyleyecek sözlerin olmalı.. Tarafın somut olmalı Marla...
-Benim somut taraflarım var zaten...Türk kahvesinin tarafını tutuyorum mesela... Az şekerli, çok telveli. Hafif acı ama yine de tatlı.. Bence Türk kahvesinden daha gerçek bir şey yok, üretiminin doğruluğunu ve güzelliğini sonuna kadar savunurum...


   Sonra çikolatalı pudingin tarafındayım çocukluğumdan beri... O sütlaç denen prinçli şey ona asla rakip olamaz ya da sonradan çıkan çileklisi, muzlusu filan muhalefet bile değiller gözümde... Çikolatalı pudingin verdiği hissi hiç biri veremez. Markette  seçim yapmam gerekse hiç düşünmeden onu götürürüm kasaya...


- Sabrımı taşırıyorsun sen, gerçekten taşırıyorsun, büyü biraz, ciddiye al beni ve şu lanet olası hayatı. Artık sorumluluk al, görev edin. Bir şeyler yap Marla, bir şeyler yap! Anlıyor musun?
Sana daha ne kadar tahammül edebilirim sabrım nereye kadar dayanır bilmiyorum!


-Puzzle yapmaya başla Diego!
-Ne puzzle'ı?
-1000'lik puzzle... Onu bitirdikten sonra gerçekten sabırlı biri olduğunu düşünüyor insan. Hem duvara filanda asarsın istersen...(Ufak bir şirinlik hali)


-Dalga geçiyorsun benimle değil mi, alay ediyorsun ?

-Evet.Bunu unutmuştum... Savunduğum şeylerden biri de bu... İnsanları fazla ciddiye alma!... Diego olsa bile... Hatta seçim yapan gerekirse sağlam tarafsız bir kitabı bir insanla değiş... İnan yapabileceğin en doğru ve en iç rahatlatıcı ticaret bu... 
Yine de bilmen gereken  seni seviyorum Diego bir kitapla takas etmeyecek kadar  ama aklını, düşüncelerini falan değil.
Ben seni seviyorum ve sen buna sesini çıkarmıyosun, karşı çıkmıyorsun ya işte onu seviyorum...
Bu yüzden seni kırmayacağım tatlım...
Tutarız bir taraf.... Hatta taraf olunacak bir şey yaparız...
İkimiz aynı tarafta oluruz... 
Dünya üstünde en az kişi sayısına sahip örgüt olarak tarihe geçeriz belki... 
Ama adına aşk demiyelim olur mu ?
Çok klişe...

-Olur...

Çift taraflı tebessüm....


Bendeniz saçma biri ....

15 Nisan 2012 Pazar

Muammalar

Nasılda değişiyor zaman, nasılda değişiyor herşey,
Sessiz sedasız büyüdük, dertlerimiz değişti....
Dün güldük, Bugün düne güldük, yarın ne oluruz bilmiyoruz..
Muammalar Roxanne...
Bizi karamsarlığa itende muammalar, umuda yelken açtıran da...
'Özledim! kelimesi de anlam kazanacak bir süre sonra...Gerçekten özleyeceğiz...
Özlemek hiçbir şeyi değiştirmeyecek, yalnızca damarlarımıza yükse dozda enjekte edecekler her geçen gün daha fazla...
Teknolojiyi bağrımıza basarız büyük ihtimalle..
Bizi bize bağlayacak tek şey nasıl olsa...
Söyleneceklerin ama ağızdan çıkmayan kelimelerin ardına sığınıyorum şuan...
Dün bir şarkı dinledim öyle özlemli, gitmeli filan.
Ne yalan söyleyeyim ağladım...
Ağladığımı sana söylesem mi bilemedim.
Söylemezsem duyguda sahtecilik olurmuş en az beş yıl yermişim. Söyle dediler.
Duygu kaçağıyım şuan, sana henüz söylemedim...
Roxanne!
Sana birşeyler sormalıyım hala vakit varken.
O coğrafya bana çok mu uzak?
Otobüse binsem kaç saatte gelirim?
Otogarda karşılar mısın beni  ' neden geldin' diye sormadan...
Roxanne!
Gidipte dönmemek yok bizim kitabımız da değil mi?
Elbet buluruz birbirimizi...
Roxanne!
Unutma beni olur mu ?
Çünkü unutursan eğer
Bu şehir çok yalnız kalır 
Tüm kent küfür eder sana


Hayır, hayır ! 
Yalnızlıktan korkmuyorum ben Roxanne

Yalnız kalırsan diye korkuyorum....

Bendeniz kaygılı biri....
Roxanne'ye....




Kadın Aptal, Erkek Suskun

- Bekle beni Sultan... Tacına ve tahtına ortak olmaya geliyorum demiş Moskof Aleksandra Anastasia Lisowska....Nam-ı diğer Hürrem Sultan...

Venediğin altın kızı Cecilia Baffo ise ' Hazır ol Osmanoğlu, kavuktan taç yapacak, başına taç koyacağım. Üstüme dikilen elbiseyi giyeceğim' diye ant içmiş ve andını yerine getirmiştir... Nam-ı diğer Nurbanu Sultan....
Kendi soyundan olan Safiye Sultanın(Cecilia Baffo isminde Nurbanu sultanın kuzeni) kaderini yine Nurbanu sultan belirlemiş, ona giyeceği elbiseyi kendisi biçmiş zaten.....

Doğru ve ya yanlış kadınların gücü tartışmaya girilmeyecek kadar göz önünde ya da erkeklerin verdiği değerin eserinden kaynaklanan bir durum bu... Ne olduğuyla ilgili kesin bir yargım olmasa da kadının aklı ortada...
Bazen melek, bazen şeytan, bazen masum, bazen suçlu bazen aptal ama genellikle akıllı...
Sanırım günümüzde artık kadınlar bu akıllı değiller. Bırakın kaderiyle ilgili karar vermeyi, bir adım sonrasının sonuçlarını bile düşünmeyecek kadar fevriler...
Değişen nesil  her seferinde biraz daha akıllarından fedakarlık etmiş olmalı..
Bunların farkında olup yinede yerinde saymak üzücü... Entrikalar filan bir yana (çünkü hala entrikalara kafamız çalışıyor) önemli kararları vermek için yeterli aklımız yok...
Entrikaların şeklininde internet üzerine düşmüş olması başka bir konu... Birini kıskandırmak için durumunu 'ilişkisi var' yapmayı yeterli sanan bir nesiliz...
Kararlar hayati değil, sanal...
Akıl denen şey klavye üzerinde ne kadar harikalar yaratabildiğinizle ilgili...

Erkek kısmına değinmek gerekirse, değişen çok bir şey olmamış... Zaaflar aynı fakat biraz daha abartılı...Akıllısı da varmış aklını kullanamayanda, dinine bağlı olanda varmış dinin emirlerini görmezden gelen de. Tek fark hükmedebilmek.. Şuan üstünlük diye birşey söz konusu değil çünkü 'kadın erkek eşittir' diye birşey var...Aslında fazla sözde, kadın erkek eşit filan değiller. Erkek bayandan üstün kabul edelim bunu... Daha güçlü, daha dürüst, daha sözünün eri. Tabi ki kadına muhtaç ama kadında erkeğe muhtaç en nihayetinde. Günümüzde erkeklerin tek eksiği 'hüküm'. Eşitliği kabullenmeleri bana göre saçma...

Benim aklımdan fazla akıla, benim cesaretimden fazla cesarete, benim kudretimde fazla kudrete sahip...Biz kendimizi bir şey sanalım  diye söylenmiş sözlerle onların gerçek kimliğini yabana atmamak lazım...Erkeğin geninde var üstünlük...

Neyse konuyu bağlayalım yavaştan... Biz bu gün bu durumdaysa erkek kolaya kaçtığından, kadın aklını kullanmadığındandır...Kadın aptal, erkek suskun...

Bazen geçmişte bir yerlerde yaşamak istemiyorum dersem yalan olur... İsterdim....
Atalarıyla övünen bir nesil olmaktansa atalardan olmak isterdim sanırım.

Bendeniz Poli diye biri (en sade haliyle)
Öperim...

12 Nisan 2012 Perşembe

Sebep:Yağmur, Sonuç:Yağmur

Sek sek oynayan çocuklardık vakti zamanında.
Şimdi seke seke oynayan, tek ayak üstünde dalavere çeviren insanlar olduk.
Ne acı..
Şimdi sen, seni seviyorum desen
Bende seni derim mesela o derece yalancıyım...
Bak durdu yağmur
Grisini bıraktı geriye, rengini belli etti
Benden aşık olmaz onu anlatmaya çalışıyor tahminim.
Bizi yağmur bile istemiyor işte adam..
Ben aşık olmasına olurum da
Yağmura açıklayamam onsuz da aşık olabileceğimi.
Sen bana bakma ben her aşktan korktuğumda
Hep yağmuru suçlarım zaten...
Yağmurun canı cehenneme...

Ben sana aşık olamazsam eğer
Seninde canın cehenneme...

Bendeniz kararsız biri....


(Ya hocam böyle internet üzerinde ve ya mesajda 'çay içiyorum gel beraber içelim' gibi lüzumsuz bir sohbet yapıyorsunuz ya yeminle hayattan soğuyor, insanlardan tiksiniyorum. Gereksiz not bu kısım ) :/

6 Nisan 2012 Cuma

Kırmızı Gökyüzü

Korkma çocuk korkma !
Şimşek hep çakar, gök hep gürler bu coğrafya da.
Işıklı ayakkabılarının da pili bitecek elbet, yerine yenileri gelecek,
Yeniler eskiyi hep unutturacak.
Çiğnemekten yorulup yuttuğun sakızlar, midende ölümcül bir hastalığa neden olmayacak...

Ağlama çocuk ağlama!
Ama erkekler ağlamaz yalanına da inanma.
Yüreği büyük ve merhamet dolu olanlar ağlarlar.
Ağlayanlar hep daha güçlü olurlar, yeter ki sen neye ağlayacağını bil çocuk.
Kötü günler hep geçerler ve o günlerin geçmesine ya rüzgar eşlik ya da bir dost
ama geçerler...
Sen cesur ve dimdik ol...

Sev çocuk sev...
Neyi sevmen gerekiyorsa onu sev.
Yüreğin kimi sevmek istiyorsa onu sev.
Korkma
Ağlama
Sev
Sen sevdikçe dünya senin kurallarınla oynayacak...
Ve biraz iyilik varsa derinlerinde bir yerde.
Hayat hep senden yana olacak.

Söz veriyorum sana çocuk.
Her şey çok güzel olacak.

Ve yine söz veriyorum sana
Her şey istediğin gibi olmazsa eğer
Gökyüzünü kırmızıya boyayacağım.
Yağmur yağdığında hayallerimiz kırmızı olsun diye.



Bendeniz çocuk sevgisi
(Kırmızıdır benim rengim bilirsiniz, pembeye inanmam ben)

3 Nisan 2012 Salı

Çok Konuştum, Faydasını Görmedim

Hislerin değişkenliğinden yakınan insanları çok yakından tanırım ben.
Yeşillikler, bozkır olur mutelif zamanlarda. 
Dışın içi, için dışı yaktığı zamanlarda kaybederler mantıklarını.
Diyorum ya, çok yakından tanırım onları.
Saadetleri yalanlar üzerine kuruludurlar. 
Hissetmedikleri kelimeleri sarf ederler.
Detaycı, mutsuz ve umutsuzlardır.

Kırmızı hayalleri yoktur onların...
Açık kahveye boyanmış hayatları vardır.
Anneleri onlara hiç sevgi göstermediler, bu yüzden sevgiyi bizlerin dizlerinde aradılar hep.
Her şeyi denediler, yine de sevgisizlikte ve yalanlarda boğuldular.

Ya Mehmet 
İşte öyle!
Herkes sen kadar şanslı olmadı bu hayatta
Seni de yakından tanırım. 
Fazla söze gerek yok.
Yeterince adamsın... 
Şimdi marifet adam kalmayı becermekte...

Bendeniz adamın yanındaki biri...
Öperim...