31 Mart 2012 Cumartesi

Carpe Diem

-Merhaba hoşgeldiniz. Buyrun oturun.
-Teşekkürler. Hoşbulduk.

Aslı birkaç gündür buraya geleceği an için sebebini bilmediği bir gerginlik içerisindeydi. Şimdi bu gerginlik tam anlamıyla yüzünden okunuyordu. Beyaz teni her zamankinden daha daha beyaz ve solgundu, gözlerinde ise hem korku hemde her şeyi öğrenecek olmanın verdiği silik bir mutluluk vardı. Yavaşta gösterilen koltuğa oturdu.

-Evet sizi dinliyorum. sizi buraya getiren problem nedir?
- Beni buraya getiren korku sanırım.Her şeyden korkuyorum. 
-'Her şey'i biraz açar mısınız?
- İnsanlardan, kendimden gölgemden, geçmişimden, geleceğimden; aklına gelebilecek her şey beni korkutuyor.
- Geçmişinizde yaşadığınız bir acı, üzüntü, bir travma bir şeylerden korkmanıza neden oluyor olabilir.
- Bu söylediğinizi ilk kez duyuyorum fakat yaşadığım bir acı hissettiklerime neden olamaz, sanıyorum..Bazen karın boşluğumdan sokup elimi organlarımı parçalamak yüreğime ulaşıp onu yok etmek istiyorum. Ölmek değil, rahatlamak istiyorum. Korku anında yaşadığım ani kalp çarpıntılarından kurtulmak istiyorum.Bunu yapmak istiyor olmam mazoşist olduğumu göstermez sanırım . Her şeyden kurtulmak isteyen bir kadın olduğumu kanıtlar diye düşünüyorum.
-Evet mazoşist değilsiniz, fakat söylediklerinizin de normal olduğunu söyleyemeyeceğim. Peki hipnoz tedavisini neden istiyorsunuz, yani hangi dönemin sizi yaraladığını düşünüyorsunuz ?
-Bende onu bilmek istiyorum. Bana bunları yapmamı söyleyen şeyi ne zaman yaşadı ben !
-Hala kararlı mısınız?
- Evet.
-Buyrun başlayalım o halde.




-Aslı hanım telkinlerimi harfiyen uygulamanızı istiyorum. Lütfen söylediklerimin dışına çıkmayın ve lütfen korkmayın göreceğiniz şeylerden rahatsız olursanız, söylemeniz yeterli olacak, söylediğiniz anda uyanmanızı sağlayacağım.Lütfen gevşeyin.

Aslı üzerindeki kahverengi yeleğini çıkardı, saatini ve kolyesini doktorun masasına bıraktı. Çantasından bir sigara paketi çıkardı ve bir tanesini yaktı , son sigarasıymış gibi bir kez çekti ve söndürdü. Koltuğa uzandı.

- Aslı hanım, öncelikle hiçbir şey düşünmeyiniz, gözleriniz içindeki karanlığa odaklanın yalnızca. Hemen transa geçemeyebilirsiniz ama denemekten vazgeçmeyin. Konsantrasyonunuzu bozmayın.
- Peki.


Aslı kapadı gözlerini, içindeki bütün düşüncelerden arınmaya çalıştı bu çaba yaklaşık 35 dakika sürdü. doktor bu sırada yanızca Aslı'nın mimiklerini takip etti.
- Şuan neredesin?
-Aydınlık bir oda... Kütüphanesi olan...
-Kimin odası ?
-Benim.
-Neden oradasın ?
-Uyumak için.
-Uyuyor musun peki?
-Hayır. Ağlıyorum.
- Neden?
- ...
- Aslı neden ağlıyorsun?
-....
-Aslı?

Aslının gözlerinden yaşlar istem dışı dökülmeye başlamıştı. Sonrasında kendine hakim olamadan hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı ve bir anda sustu. Ne ağlıyordu, ne konuşuyordu...

-Aslı seni ağlatan ne?
- Ondan kurtulamıyorum. Çaresizlikten ağlıyorum.
- O kim ?
-Kendim.
-Kendinden neden kurtulmak istiyorsun?
- Zarar veriyorum ruhuma.
- Ne yapıyorsun ruhuna?
- Eziyet.. Eziyet ediyorum. İstemeyerek yapıyor ama yapıyorum.Karşımdayım şimdi....
- Neye benziyorsun.
- Bana ama ben değilmişim gibi. Bir şeyler fısıldıyor.
-Ne diyor?
-Duyamıyorum.
-Yaklaş biraz Aslı, korkma.

Derin bir sessizlikten sonra Aslı bir çırpı da herhangi bir telkin gelmeden sıçrayarak uyandı. Nerede olduğunu, ne yaptığını, kim olduğunu her şeyi unutmuştu sanki. Tek hatırladığı gördükleriydi.

Doktor büyü bir şaşkınlıkta ve meraktaydı. İkisi de biraz sakinleştikten sonra doktor kendisine ne söylediğini sordu.Aslının dili tutulmuştu sanki ağzını açamıyordu.
'Aslı bunu bilmek zorundayım sana ne söylendi' dedi doktor tekrar.

- Karşımdaydı biri. Benim odamda. Benim suretimdeydi ama ben değildi biliyorum. Bir katil gibi bakıyordu.Yaklaş dediğinizde yaklaştım. İki eliyle omuzlarımı tuttu. Benden ne istediğini sordum. Sağ kulağıma doğru eğildi, eğildiği anda ben değildim artık o görüntü. Bir hayvana benziyordu sanki... 
-Peki ne dedi?
-Eğer kendime zarar verirsem, kaybedenlerden olacağımı, onun ise kazananların arasına ismi yazılacağını söyledi...
- Geçmişinden birini hatırlatıyor mu bu sözler sana ?
-Evet... Hem geçmişimden, hem geleceğimden birisiydi bu.
-Kim?
-Şeytan.

-Ne yapacaksın peki şimdi.
- Carpe diem.
-Kendini toparlamanda işe yarayacak mı ?
-Onun ismini kaybedenlere yazdırmama yarayacak...Geçmişe takılmak onun sermayesi...
- Yani?
-Geçmişimi ona hediye ediyorum.




Hey hey hey... Bendeniz katlettiği canı seçerken kendine öncelik veren poli...Bugün hayal gücüm tavan yaptı. 
Saygılar.. Öperimmm=)

29 Mart 2012 Perşembe

Evet Sen Haklısın !

Bu şehir her gece flu çocuklar doğurur.
Çocuklara adını soran olmaz çünkü kimsesizliğin ismi öğrenilmeden unutulur.
Evet sen haklısın,
Saçlarını düzeltmek için baktığın vitrin camının önünde kıvrılmış uyuyan çocuğu görmemekte... 
Çünkü o çocuğun kimsesizliği, vitrindeki çantanın etiketi kadar etmemekte!
Nasırlı kalplerimizin sevgisizliğinden ölmek üzere bir çocuk, karanlık bir sokakta masumiyetini kaybetmekte! 
Evet sen haklısın!
Kuralları güçlüler koyar ve hiçbiri kaldırıma serdiği bir gazete üzerinde uyumamıştır.
Sen aldırmadan yürüyüp geçtin diye o gece oracıkta ölen çocuğun boyu, yerden bir karıştır!

28 Mart 2012 Çarşamba

Bilmeden Biliriz Biz





Yaşamaya çalışıyoruz, yaşamanın ne demek olduğunu bilmeden

Hergün ölüyormuşuz hissi yaşıyoruz içimizde bir yerlerde, o hissin ne demek olduğunu hissetmeden.

Bu yüzden uyuyoruz çoğunlukla.

Ne yaşıyoruz ne ölüyoruz.
Yalnızca uyuyor, bundan zevk alıyoruz.

26 Mart 2012 Pazartesi

Bir kez Her şey, Genelde Hiçbir şey

Hatırladığım her şeyin anlamını yitirdiği yerler var. Beynim gibi... Oradaki her şey ikinci bir tekrara girdiğinde anlamını yitiriyor. Ölmek dışında...
Ölüm bir kelime değil yalnızca bir gerçeğin korkutucu şekilde dışa vurumu aynı zamanda....

Ben Polinka...
Bir katilin merhametsizliğine üzülen insan türü..
Anlamsızlıklar prensesi... 
Dolmuşun en arkasındaki cam kenarı koltuktan; mutsuzlardan, mutsuzlara sesleniyorum.
Acılar hiç bitmiyor, bitmeyecek de...
Önemli olan ne kadar alışabildiğin, ne kadar duvar olabildiğin, ne kadar görmezden gelebildiğin, ne kadar dik durabildiğin...
Kendini nasıl bildiğin...
Neyin nasıl geçtiğini anlayacak kadar bilincinin ne kadar yerinde olduğu...

Ben Polinka...
Damarlarındaki ayaklanmalara söz geçirmekte zorlanan hücreler topluluğu
Ölüm denen şeyin kıyısında kumdan kaleler yapan çocuk yüreği
Siyasal bilimlerin birer yalancı yetiştirdiğini düşünen sığ kadın...
Sizlere olmayan bir hayatın içinden sesleniyorum...
İnandıklarınızın inandırıcılığını kontrol edin, yalanla gerçek kontrol noktasında ayrılıyor.Fayların üzerine deprem değil, depremlerinizin üzerine fay kurun..

Ben Polinka..
Bir kez her şey...
Genelde hiçbir şey...

Sözünün eri
Bir kez hiç birinin 
Genelde hepsinin....


22 Mart 2012 Perşembe

Sevmek Eylemine Dair

Tanımıyorsun beni...
Tanıyamayacaksında...
Zerre kadar fikrin de olmayacak benimle ilgili ama yinede sokakta görüp sevebileceğin her insan kadar seveceksin beni...
Çünkü sevmek eylemi en çok insana yakışır ve en çok ona yapışır...
Suç sayılacak herhangi bir şey yapmamış herkesi sevmeye meyilli doğmuşuz işte..
Henüz suç sayılacak bir şey yapmadım..
Bu nedenle kim olduğumun önemi yok, kim olacağımın da ama herkesi sevdiğin kadar seveceksin beni..
Belki gözlerini başka yöne çevirene dek, belki sonsuza dek ..
Ama illaki seveceksin...
Sevilecek biri olduğumdan değil, sevmeye meyilli olduğundan... 

19 Mart 2012 Pazartesi

Bilmez misin?

Sen kendin mi yaptın sanırsın gökkuşağını,
Renkli balonlar senin için mi uçar sanırsın
Bizlerin dışında yaşanılan; yalansız, günahsız diyar sana mı yakındır bilirsin.
Yanılırsın adam aldatma kendini.
Hiçbiri sana ait değil.
Kara bulutlu gökyüzü hariç.
O da lütuftur şahsına.
Bilmezsin!

17 Mart 2012 Cumartesi

Salak- 2

Işıl telefonun çalmasıyla irkilerek uyandı. Saat sabahın sekiz buçuğuydu ve arayan Aslıydı.

-Işıl! Uyuyor muydun tatlım ?
- Sence ?
-Sesinden belli uyuyormuşsun. Hadi kalk hazırlan kahvaltıya gidiyoruz. İnanmazsın ben ısmarlayacağım.
- Senin ısmarlayacağına inanmam için hesap gelmiş ve sen içine parayı koymuş üstünü bekliyor olmalıyız. Yani gelecek olsam da yemezler güzelim.
-Gelecek olsam ne demek! Gelmiyor musun ?
- Tek izin günüm bugün takdir edersin ki uyumak istiyorum. Bu seferlik ben yokum, siz gidin.
- İyi peki sen bilirsin. Uyandığında ara bizi dışarıda olursak yanımıza gel en azından.
- Tamam bakarız. Hadi size afiyet olsun.
- Sağ ol canım. Görüşürüz.

Işıl bu konuşmanın ardından ne kadar uğraştıysa da uyuyamadı ama yine de inadından on buçuğa kadar kalkmadı yataktan.
On buçukta uyandı, duşunu aldı, kahvaltı yaptı.Bu gün için bir program yapmamıştı evde oturası da yoktu aslında. Aslı' yı aradı nerede olduklarını öğrendi, geleceğini bildirdi.
İzin günlerinde hazırlanmaya bayılırdı Işıl. Yavaş yavaş sakin sakin hazırlanırdı. Bu fasıl bir buçuk saatten az olmazdı genelde ve yine öyle olmuştu. Gideceği yer uzak olmadığı için 10 dk sonra kızların yanındaydı.
Kızlar her zaman ki gibi cam kenarına kurulmuş kahvaltıdan sonra nargile keyfi yapıyorlardı. Işıl nargile sevmezdi bu yüzden herkese merhaba dedikten hemen sonra slim sigarasını yaktı. Derin bir nefes çekip dışarıyı izlemeye koyuldu.Camın arkasında devam eden hayatı... Sigarasını bitirmesiyle ortama döndü. Mekanda oturan insanlara dikkat etme adeti olmayan Işılı, bugün ki kalabalık fazla rahatsız etmişti. Belki birileriyle göz göze geliriz ve sessiz olması gerektiğini anlayıp biraz daha küçük harfle konuşurlar diye bütün masalara tek tek uzun uzun baktı.Mekanı tarama işleminin bitmesine yakın kapı kenarındaki masada tavla oyanayan gençlerden biriyle göz göze geldi. Bakışları ortamdaki rahatsızlığından dolayı çok sertti. Tavrını hiç değiştirmeden kafasını tekrar kızlara çevirdi, konuşulan konuyu anlamaya çalıştı.

5 dakika sonra 'Işıl' seslenişiyle soluna baktı. Göz göze geldiği adam şuan yanı başındaydı.
-Merhaba!
- Nasılsın ?
- İyiyim sağ ol sen nasılsın?
-Sağ ol bende iyiyim Işıl. Seni gördüm daha iyi oldum desem tam karşılığı olur sanırım durumum.

Işıl sadece tebessüm etti. Bu çocuk gördüğü en yakışıklı adamlardan biriydi. Esmer ve mavi gözlüydü. Mavi göz bir esmere en çok bu kadar yakışabilirdi. Fiziğini ve giyim tarzını tartışmak bile yersiz olurdu.

- Bir ara yanımıza gelsene biraz sohbet edelim. Uzun zamandır görüşüyoruz. Ne dersin ?
- Kızlar sorun etmezse bir on dakika uğrarım yanınıza Mehmet.
-Etmezler, etmezler. Değil mi kızlar?
'yok canım niye problem edelim' dedi Aslı hemen.
Mehmet kapı kenarındaki masalarına tekrar döndü. Işıl ise göz göze geldiği dakikalara lanet okuyordu.
'Bu adam iyi hoş filanda beş para etmez, ciğeri kara doğmuş bu herif, yurt dışına gitmişti niye döndü ki! Haydi döndü, koskoca Ankara arasam bulamam denk geldik(...)'
Işıl içinden dışından yeterince hayıflandıktan sonra masadan sigarasını ve çakmağını alıp Mehmetlerin yanına oturdu.

- Tanıştırayım ışıl. Tolga... En yakın arkadaşlarımdan biridir.
- Memnun oldum. 
Eee neler yapıyorsun Mehmet ne zamandır buralardasın?
- 2 ay civarı olmuştur geleli, geri döneceğim ama birkaç haftaya..
-Anladım. Nerede mutluysan orada olman daha doğru tabi.
-Sen neler yapıyorsun ?
-Bıraktığın yerdeyim.İş, ev arada nefes almaca filan işte. Değişiklik yok.

Işıl havadan sudan sohbet etmeye devam ederken, kızlar gitmeye karar vermişler, Işıla gelip gelmeyeceğini sormuşlardı. Işıl her ne kadar kızlarla takılmak istese de Mehmet bırakmadı. Bir saate yakın bir zamanı Mehmet ve Tolgayla sohbet ederek geçirdi.
Ansızın bir telefon ise Işıl'ın bütün keyfini kaçırdı.

GELEN ARAMA 
      BORA

Bir kaç saniye hangi tuşa basması gerektiğine karar veremedi Işıl ve son karar olarak telefonun ses kısma tuşuna basma kararıyla aramaya cevap vermedi. Telefonu açarak hiçbir şey olmamış gibi merhaba diyemezdi ya!
Telefon ardarda 4 kez çaldı, Işıl hiçbirini açmadı. Hatta Bora'nın telefonunu açmamak ondan intikam almak gibi hissettiriyordu, hoşuna gidiyordu içten içe... Sonrasında aklı ne kadar Bora'da da olsa yeniden Mehmetlere odaklandı.
Gün Mehmet'in hesabı ödemesiyle sona erdi ve ayrıldılar. Işıl hemen kulaklıklarını taktı ve dolmuş durağına doğru yürümeye başladı acele etmiyordu, hafif soğuk havanın tadını çıkarıyordu.
Telefonu tekrar çaldı.. Bu sefer gelen mesajdı...

ARKANA SAKIN BAKMA


Işıl hemen arkasına baktı. Bora tebessümle karşılık verdi.

-Sana arkana bakma yazdım, neden baktın ?
- Bakmasaydı ne yazacaktın. Vazgeçtim bak mı?
-Hayır arkana bak desem bakmayacaktın. Ters köşe yaptım.
-Takdire şayan bir düşünce zeki adam. Ayakta alkışladım seni.
-Bir yerde oturalım mı?
-Eve geç kalıyorum.
-Yalan söylüyorsun Işıl.
- Evet yalan söylüyorum ama seninle oturmak gibi bir planım olmadığı için!
-Hı! Bak sen niye benimle oturmuyormuşsun ?
-Sebebi yok.
-Seni aramadım diye mi ?
-Merhaba, bir gün görüşelim mi  demek için aradığın zamanın üstünden neredeyse 1 ay geçti. Teklifin zaman aşımına uğradı Bora.Bu yüzden istemiyorum.
- Işıl ?Senden hoşlanıyorum ve ben bir kez seni göreyim diye Mehmet saatlerdir seni orada tutmaya çalışıyor.
Bu karikatürü konuya uygun diye şeettim...
-Mehmet'le tesadüfe...
- Evet evet tesadüfler. Bu tesadüf nasıl olmuş Aslı'ya bir  sor istersen !
-Yani bütün günüm planlanmış mıydı ?
- Evet. Ben seninle bir kahve içebileyim diye planlanmıştı.
-Planlayamadığınız bir şey var Bora. Benim fikirlerim ve kararlarım...Ve son kararım benden hoşlandığını söyleyen ama 1 ay hiç bir halt yapmayan bir adamla kahve içmeyeceğim.
- Arasaydım senin için değerli olmayacaktım Işıl. Beni yedekte bilecektin hep, belki oyalayacaktın, belki korkacaktın, ne bileyim bir sürü ihtimal var. Onlara mahal vermek istemedim işte.
- Arasaydın benim için değerli olacaktın Bora. İlk kez bir adam benim için bir şey yapacaktı.. Sen seni yok saymama mahal verdin, hesaplayamayacağın, planlayamayacağın şeyler var Bora.
Bir insanın duyguları gibi. Sen şimdi gönlüme taht inşaa etsen bile, ben zatının oraya oturmasına izin vermem.
Şimdi gerçekten gitmeliyim.

Bu sözlerinden sonra Işıl arkasına bakmadan gitti...
Bora yalnızca durdu orada ve sustu. Bir isyana sebebiyet verecek kadar sustu. Bir kadının reddedişini izleyecek kadar sustu. bir kadının haklılığını görecek kadar sustu. Bu kadını kaybettiği için sustu...



Bendeniz Işıl diye biri =))))
Bu yazıyı okuduğunuz andan sonranız hep güzel ve umutlu olsun. Öperim=)))

16 Mart 2012 Cuma

Salak

-Alo..Kimsiniz !
-Merhaba  Işıl. Bora ben !
- Pardon. Hangi Bora diye sorsam ayıp etmiş olur muyum?
- Alabora diye saçma bir espri yapasım geldi ama böyle dersem yüzüme kapatırsın sen, bilirim seni...
- Tanıştıklığımızın olduğunu düşünmeye başladım bile. Baya davranışlara gelemediğimi biliyorsun en azından.
-Bora.. Üniversiteden... Beden eğitimi bölümü hatırladın mı ?
- Sanmıyorum. Nasıl tanıştık ki biz seninle aynı fakülte de bile değiliz ?
- Arkadaşım bir arkadaşınla sevgiliydi. Bahçeli de bir kafede tesadüfen karşılaşmıştık sonra aklıma geldin arkadaşlar onun arkadaşları filan derken numarana ulaştım.
- Ve?
-Bir merhaba demek istedim işte.
-Merhaba  o zaman!
-Anlaşmak zor olacak seninle bunun bilincinde aradığım için şaşırmadım.
-Bora ne istiyorsun açık söyle artık.
-Belki görüşürüz diye düşünmüştüm.
-Tamam belki görüşürüz o zaman. Kapatmak zorundayım şuan. Söylemek istediğin bir şey var mıydı?
-Görüşürüz ışıl. Şimdilik hoşçakal.
-Belki görüşürüz. Hoşçakal.

Işıl bir anlık şaşkınlıktan sonra Bora'yı hatırladı. Hemde çok hatırladı...'Biliyordum' dedi . 'Asırlar sürse de bu çocuk beni bir gün arayacaktı' diye geçirdi içinden...Yüzünü bile hatırlamıyordu aslında. Onunla ilk ve son görüşmesi çok uzun zaman önceydi, tek hatırladığı ise o zaman için Bora'dan çok hoşlandığıydı. Tebessüm etti ve rutin işlerini yapmaya devam etti. Bir işe sahip olması onun için hep avantaj olmuştu. Bir şeyleri kafasına takmasını engelliyordu. Her günün vazgeçilmez şarkısını açtı hemen. Jehan barbur - Nar taneleri ... Bir kez dinlemek her şeyi unutturdu ona. Fazla doza gerek yoktu.

*******
Mesai saatinin bitimiyle birlikte toparlandı ve mp3ünün kulalıklarını taktı. Sokakta yürürken müzik dinlemek gibisi var mıdır! ... Bugün müzik dinlemek ise ayrı bir keyifliydi.. Yine şarkı sırası nar tanelerine geldi tekrar dinledi tekrar tekrar. Her seferinde daha da hüzünleniyordu aslında. Canını yakan bütün anılar gözlerinin önüne bile geliyordu bazı zamanlar ama yinede dinlemekte ısrarcıydı. Telefonu hep titreşimde olmasına rağmen Bora aradıktan sonra son ses açmış telefon bekliyordu. Bir daha aramalıydı bugün. Sıcağı sıcağına... Kendini bu kadar hatırlatmışken bugün aramalıydı. 

Eve gitti Işıl...
Üstünü değiştirdi...
Yemek yedi...
Televizyon izledi. 
Sosyal ağlarda ne var ne yok baktı.
Bora aramadı...
Işıl ölür gibi uyudu...


Bendeniz ümit katliamı...

(Bunun devamını yazacağım ben ya ) =)




11 Mart 2012 Pazar

Yıl 2009

Komşuluk ilişkileri televizyon karşısında gelişmeye başlamış,
başkaldırışlara 'davamı savunuyorum' cevabı yetersiz kalmış, çünkü ortada dava kalmamıştı.
Yıl 2009' du.
3 yıl nasılda farkettirmeden geçip gitmişti.
2009'la 2012'nin arasında bir gram fark kalmamıştı.
Teknoloji geliştikçe insanlık geriliyordu yalnızca.
Yıkık kentler hala yıkık...
Bebek hala lükstü...
Yıl 2012'ydi ama Türkiye hala Avrupa birliği müzakerelerinden ümitli
Eurovision yarışmasında kazanılacak birinciliğin birliğe girmeye etki edileceği sanmaktaydı.
İnsanlık amansız bir hastalığa yakalanmıştı ve hala çaresi bulunamamıştı sanalda yaşama bağımlılığının...
Birşeye karşı gelmek için karşı gelmeye başlanmış
Marjinallik kavramı ortada kalkmış tek tiplik yaygınlaşmıştı.
2009u geride bırakalı 3 yıl olmuştu ama hala hiçbirşey değişmemişti.

Mesela  ben o zamanda doksan dogumluydum
hala doksan doğumluyum...


Bendeniz 90ların çocuğu...

5 Mart 2012 Pazartesi

Kalabilmek Gerçeği

Ya hep , ya hiç mi?
Yapma dostum bunun bir arası olmalı...
ya sev ya terk et değil ki bu !
Arada ara mesela bak yine arıyor diyeyim
Bazen hiç arama merak edeyim, nerede ne yapıyor diye...
Aptal olduğundan şüphe edeyim ya da şizofren...
Ama ya hep, ya hiç olmaz..
Hiç bir insan iki uç nokta arasında seçim yapmak zorunda bırakılmamalı...
Bir anda yerle bir olmamı mı istiyorsun!
İki günlük ömrümden ömür giderse yok olurum ben...
Yapma dostum...
Son sigaramızı içmeden gidersen eğer, ikimize de koyar bu...
Kalabilmek diye bir gerçek var yüzleş artık.
Ya kal, ya aptal ol yada şizofren..
Ama asla akıllı biri gibi davranma...
En azından şimdilik....



Bendeniz dudak tiryakisi
Berbat bir gece sanırım bugün ...:/   En azından ben öyle hissediyorum.


3 Mart 2012 Cumartesi

Flamenko Gecesi

Uzun saçlı adamın dramını zihninizde canlandırmaya çalışırken kendinizi zihinsel engelli hissedebilirdiniz.. 


Farklı dillerde aynı şeyi konuşuyorduk aslında.
ACI...
Anlattıklarını anlamıyor ama hissediyordum. canı yanmıştı en az benim kadar. Henüz yirmi beşinde olmasına rağmen yaşlanmış bakıyordu. İspanyolca sayı saymayı biliyordum. Yaşından veya yıllardan bahsettiğinde anlıyordum.
Aynı masada neden bulunuyorduk ikimizinde bir fikri yoktu sanırım.
Anlattı... Anlattı... Anlattı...
Anlamadığımı bile bile anlatmaya devam etti ve sonra sustu ağlamaklı bir surat ifadesi takındığı sırada...
Hangi konudan bahsettiğini bilmesem de konu değişsin istedim ve ben başladım anlatmaya...

- Düzelmiyor bazen... Ne yaparsan yap düzelmiyor... Boşluklar dolmak bilmiyor.. Beklediğin yarınlar hiç gelmiyor. Bazen kendine bir tankla ateş etmiş gibi hissediyorsun, bazense ne işim var burada  bu ne biçim iç diye sorguluyorsun bedenini ve ruhunu... Kaçıp kurtulmak mümkün mü ? Belki bir intiharla, belki bir katliama kurban gitmekle mümkün. Fakat iki seçenek içinde fazla güzel hayatımız... Henüz dipte değiliz. Dipte olsak bilirdim... Orayı gördüm. Berbat bir yer. Sonun sonu...Ama çıkmayı başardım... Bir daha o kadar dibe inmemeye de söz verdim.. 
   Daha dağınık hayatlar var çevremde... Umutsuzlukları engelli bir birey ve bir ömür ona bakmak zorunda olan insanlar tanıyorum. Bizim umudumuz hala sağlıklı..
İnan bana Polyanna değilim. Realist bir kimseyim... Belki kimseyim ama realistim....

Ve sustum... Söylediklerimi anlamışcasına gülümsedi karşımdaki adam... Yarım yamalak ispanyolcamla '' Hadi flamenko yapmaya gidelim, flamenko ancak bir İspanyol erkeğine yakışır. Hatta onun için bile yaratılmış olabilirsiniz. '' dedim.
Yaşanmış her acıyı o masada bırakıp bir flamenko gecesine katıldık. Muhteşemdi..
Acılar ise unutulacak kadar yüzeysel....