27 Kasım 2012 Salı

Kayalar Bile Düşerler

Kayalar bile düşerler.
Sen ağlama...
Bırakırsan içindeki insanlığı uçurumun kenarına,
İlk toprak kaymasında insanlığında düşer...
Ve ben konuşuyorum genelde, bağırıyorum hatta
İçimdeki dinginliği kamçılarken duyulmasın diye çığlıklar.
İşte o zaman yetiş diyorum Müzekkin Nüfus, ölümlerde ve eziyetlerdeyim...

Sonra ben ne zaman televizyonun üst köşesinde MİY kısaltmasını görsem
Yabancı bir takımla maçımız var sanıp heyecanlanıyorum, spor muhabirini duymazdan gelerek...
Karın mı mide mi bir türlü kestiremediğim kramplarım oluyor,
Yastığa başımı koyuşlarım oluyor...
Eyvallahlarım oluyor
Gözlerimden yaş bile aktığı oluyor
Akşamdan, akşama...

Hunharca öldürüldüğü halde kimsenin ses etmediği hamam böceklerinin cenaze namazı da olmuyor...
Kelimeler değil mi insanı insan yapanda, insanlıktan çıkaran da.
 Sesli katliamların, sessiz kalan seyircilerinden,
İşte tam olarak böyle şeylerden bahsediyorum.

Hiç üstümden çıkarmadığım kendimi vestiyer de unuttum sanırım...
Hep bildiğim acılarımı cebimde
Kayalar düşüyor her gün üzerime...
Ben çok gülüyor gibi yaptım,
Sen ağlama...

Herkes ağlasın
Sen...
Ağlama....


Bendeniz bir kayalık hikayesi

19 Kasım 2012 Pazartesi

Birine Aşık Olmak mı ?

Bildiğim masalarda, bildiğim sohbetler var...
Bildiğim yüzlerde, bildiğim kederler
Dudaklarımdaki cümleleri takip eden gözler var...
İyi dileklerin gırla gittiği yalancılıkta, aynı hayatta olduğumuz için hissettiğimiz bir yakınlık var.
Öküzümüz yok ama ebedi bir ortaklığımız var...
Her şeyimiz var ama sorularımıza cevap veren yok...
Bu hayata hangi soruyu sormamız gerektiğini bilen yok
Sahici saadetin anlamını bilen yok,
Hissediyorum mutluluğu ama yazamıyorum.
Yazılmıyor bazı şeyler...
Hayat parçalı bulutlu bir gün, çokca izmarit birikmiş kül tablası ya da birleşik mi yoksa ayrı mı yazıldığını hiçbir zaman bilmediğim kelimeler topluluğu...
Ne olduğu belki de hiçbir zaman önemli değil...
Hayat hayattır yalnızca...
Bence bir oyundur en fazla...

Yinede susmuyor insanlar...
Çam ağaçlarıyla yetinmeyip hislerin üzerine de anlamsız lambalar takıyorlar.
Üstünü gösterişle kapladıkları kendilerini piyasaya sürüyorlar.
Oysa sadeliktir güzel olan, insanı yalın kılan...
Gösteriş tek tiplilik, yalınlık özgünlüktür..
Bu yüzden bugün ki gösterişin altında kısıtlı hisler yaşanabiliyor
Polis sirenlerinden korkuluyor,
Ambulans sesine üzülünüyor..
Hepsi bu...

Birine aşık olmak mı ?
O çok başka bir konu....Anlatmaya çalışmak bile haddim değil...


Bendeniz parçalı bulut