26 Kasım 2012 Pazartesi

Kayalar Bile Düşerler

Kayalar bile düşerler.
Sen ağlama...
Bırakırsan içindeki insanlığı uçurumun kenarına,
İlk toprak kaymasında insanlığında düşer...
Ve ben konuşuyorum genelde, bağırıyorum hatta
İçimdeki dinginliği kamçılarken duyulmasın diye çığlıklar.
İşte o zaman yetiş diyorum Müzekkin Nüfus, ölümlerde ve eziyetlerdeyim...

Sonra ben ne zaman televizyonun üst köşesinde MİY kısaltmasını görsem
Yabancı bir takımla maçımız var sanıp heyecanlanıyorum, spor muhabirini duymazdan gelerek...
Karın mı mide mi bir türlü kestiremediğim kramplarım oluyor,
Yastığa başımı koyuşlarım oluyor...
Eyvallahlarım oluyor
Gözlerimden yaş bile aktığı oluyor
Akşamdan, akşama...

Hunharca öldürüldüğü halde kimsenin ses etmediği hamam böceklerinin cenaze namazı da olmuyor...
Kelimeler değil mi insanı insan yapanda, insanlıktan çıkaran da.
 Sesli katliamların, sessiz kalan seyircilerinden,
İşte tam olarak böyle şeylerden bahsediyorum.

Hiç üstümden çıkarmadığım kendimi vestiyer de unuttum sanırım...
Hep bildiğim acılarımı cebimde
Kayalar düşüyor her gün üzerime...
Ben çok gülüyor gibi yaptım,
Sen ağlama...

Herkes ağlasın
Sen...
Ağlama....


Bendeniz bir kayalık hikayesi

22 Kasım 2012 Perşembe

Yafta ve Kamuflaj

Sanırım son zamanlarımın en gündemdeki konusu...
Yaftalar ve Kamuflajlar...
   Günümüzdeki sosyal paylaşım siteleri sayesinden istediğimiz herhangi biri olurken, istenmediğimiz herhangi biri gibi de gözükebiliyoruz bir anda. Modern dünya popülaritesi bizi biz olmaktan çıkarmayı sinsice başarmakta ve bizde bu düzene dünden razı olarak sesimizi çıkarmamaktayız. İnsanın zaten yapısında bulunan kendi için hep daha fazlasını istemek, istemekten çıktı ve öyleymiş gibi davranmalara bıraktı yerini... İnsan, olmak istediği gibi davranırken bir anda bilmediği bir kimliğin sahteliğinde buluyor kendini. Bunun ego tatmini dışında bir hissiyata sebep olup olmadığını bilmiyorum fakat çoğunluğun vazgeçmeyi düşünmediği bir davranış biçimi olduğu kesin. Tek bir yaşam şansımız var ve bu şansı -mış gibi yapmayı tercih etmenin doğru ve yanlışlığını tartışmanın bile anlamı yok sanırım. Birileri gibi olmaya çalışmak ve öyle hissetmek öyle olmak demek değil. Aslında taraflar da bu yüzden var. Farklı olduğunu sananlar, farklıymış gibi davrananlar... Standart yaşam süren insanları dışlayan, kendi gibi olmayanları görmezden gelen, bir çok kıyafeti olup bir tane fikri olmayan insanlar bu günlerde fazla popüler. Yani sıradan bir insansan, onlarsın... Onların kimler olduğu ise muamma.. Ötekileştirme bu kadar tercih edilen bir davranış biçimi olduğu sürece, hepimiz birileri için hep onlar olarak kalmaya mahkum mahkumlar olacağız...
Bugün yayınlanan bir habere göre Facebook ve Twitter dürüstlüğü artıyormuş. Yalanlarının bu sitelerde daha çabuk ortaya çıktığını düşünen insan yalan söylemekten çekiniyor ve dürüst davranıyor -muş. BÜYÜK YALAN... Yeni birileriyle tanışmanın mümkün olduğu bir sitede yalan yok demek büyük yalandır. Aslında içinde yalan barındıran insan belki söylememeyi tercih ediyordur o kadar ama eminim o yalan bir gün bir yerde mutlaka hayata geçecektir. Çünkü insan başkalarının anılarını çalmaktan bile çekinmezken yalandan çekiniyor olamaz...
 Bir de hepimizin kullanmak zorunda kaldığı zamanların olduğu 'Beni yanlış anladın' cümlesi var. Evet birbirimizi yanlış anlıyoruz çünkü ön yargılarımız var. İnsanların giyim tarzlarından, sevdiği yazarlara, dinlediği şarkılardan, kurduğu cümlelere kadar her alanda yaftalarımız var... Yaftalamak kolaya kaçmaktır. Çay demlemeye erinip hazır meyve suyu içmektir. İnsana kim olduğunu anlatma fırsatı tanımamaktır. Kimsenin hayatta bir şeyler kazanıp bir şeyler kaybettiğini düşünmüyorum. Suçlu olmadığımız gibi masum da değiliz. Salt duyguların içine tezat hisleri karıştırmaya başlayalı çok oldu.. Geçmiş dediğimiz şey dünden hatta 1 saat önceden ibaret. Her an değişiyoruz ve her an değişen insana 'sen busun, çünkü öyle görünüyorsun' demek seni senden iyi tanıyorum demektir. İnsan kendini tam olarak tanıyıp anlatamazken karşıdaki anında bir analiz yapıp, konuyu köşe koltuğu yapabiliyor... Ne yaptığımızı anlatmıyorum, ne yaptığımızı sorguluyorum. Ne yaptığımız hakkında fikri olan var mı? Amacı olan insan var mı aranızda ya da herhangi bir duyguyu yoğun bir şekilde yaşayan insanlar yaşıyor mu ?
Sanmıyorum ama umutsuz değilim... Bir gün herkes çok geçmişe dönmek için ellerinden geleni yapmaya başlayacaklar. İnternetten, yalanlardan, paradan önceki bir döneme....


19 Kasım 2012 Pazartesi

Birine Aşık Olmak mı ?

Bildiğim masalarda, bildiğim sohbetler var...
Bildiğim yüzlerde, bildiğim kederler
Dudaklarımdaki cümleleri takip eden gözler var...
İyi dileklerin gırla gittiği yalancılıkta, aynı hayatta olduğumuz için hissettiğimiz bir yakınlık var.
Öküzümüz yok ama ebedi bir ortaklığımız var...
Her şeyimiz var ama sorularımıza cevap veren yok...
Bu hayata hangi soruyu sormamız gerektiğini bilen yok
Sahici saadetin anlamını bilen yok,
Hissediyorum mutluluğu ama yazamıyorum.
Yazılmıyor bazı şeyler...
Hayat parçalı bulutlu bir gün, çokca izmarit birikmiş kül tablası ya da birleşik mi yoksa ayrı mı yazıldığını hiçbir zaman bilmediğim kelimeler topluluğu...
Ne olduğu belki de hiçbir zaman önemli değil...
Hayat hayattır yalnızca...
Bence bir oyundur en fazla...

Yinede susmuyor insanlar...
Çam ağaçlarıyla yetinmeyip hislerin üzerine de anlamsız lambalar takıyorlar.
Üstünü gösterişle kapladıkları kendilerini piyasaya sürüyorlar.
Oysa sadeliktir güzel olan, insanı yalın kılan...
Gösteriş tek tiplilik, yalınlık özgünlüktür..
Bu yüzden bugün ki gösterişin altında kısıtlı hisler yaşanabiliyor
Polis sirenlerinden korkuluyor,
Ambulans sesine üzülünüyor..
Hepsi bu...

Birine aşık olmak mı ?
O çok başka bir konu....Anlatmaya çalışmak bile haddim değil...


Bendeniz parçalı bulut