27 Ekim 2012 Cumartesi

Süpermen'e Benziyoruz Diye Vurdular.

Diego'nun gece yalnızlıktan boğulduğu anlarda ve sigarası iki parmağının arasındayken yazdıklarını seviyorum.

''Bir tek sana ve kendime inanıyorum, yani acının ne olduğunu ikimizden başka kimsenin bilmediğini sanıyorum. Acı çekerken bile mutlu olan eşsiz insanlarız biz. İnsanların artık acı çekmekle dertleri kalmadı, dertlerini derecelendirmekle daha ilgililer, işte ben bunu hiç anlamıyorum. Evlenmek üzere olduğun kadın intihar edebilir, ya da ayağını sehpaya çarpabilirsin, ikisi de ilk anda acı verir, hatta sehpa daha somut bir acıdır ama sehpa kimsenin umurunda değildir, kadın gelecek vaad eder ama sehpanın canı cehenneme! Benim acımın derecesi yok, yani varsa da ben bilmiyorum. Hatırladıkça canımı acıtan acılarım var onun dışında kalan zamanlarımda mutlu bir adam olarak yaşıyorum. Senin acın kaç derece ? ''

- Bilmem hiç derecelendirmedim bugüne kadar. Asıl mesele sorunu çözmekti benim için. Sorun, yani acım... Acımı dindirecek şeylerle daha çok ilgiliydim. Nasıl daha mutlu olurumla... Sonra farkettim ki acılar dinmiyor, sadece yer değiştiriyorlar, benim acı dediğim şey başkalarının canını yakmaya karar verdiğinde başkalarınınki de bana doğru yol almakta oluyor. Sonrası panayır yeri... Herkesin derdi başından aşkın. Mesela önceden insanları dinlemek istemesem de dinliyormuş gibi yapar, kendimi düşünürdüm. Buradaki eylem sadece o mutlu olsun, dinlenildiğini sansın diyeydi. Sonraları dinlemekten bıktığım gibi, dinliyor gibi yapmaktan da bıktım ve bıraktım. Ben bir çok şeyi umursamayı bıraktığımda anladım ki sadece anlatıyor insanlar dinleyip dinlemediğin kimsenin umurunda değil. Bence asıl doğallıkta bu, sen dinlemek zorunda değilsin, o da susmak zorunda değil. Kimse kimseyi umursamak zorunda değil, bunu anladığımdan beri mutluyum, acılarımı derecelendirmem gerekirse eğer -6 derece acılarım var benim. Çok fazla dayanamayıp soğuktan donarak ölen..

- Bir insanın hayatı jelatinsizse, duygularının da üstünde kaplama olmuyor. Modanın peşinde kendini harap etmiyor, paranın satın alabileceği şeyleri sıkıntı yapmıyor, ağlamaktan çekinmiyor ya da ne bileyim bir gün lüks bir restoranda yemek yerken ertesi gün kurtuluşta bir bankta uyuyabiliyor, ikisinden de gocunmuyor. Onlardan biriyim diyemem ama olmak isterdim açıkçası. Her neyse kimse beni sevmek zorunda değil, benim kimseyi sevmek zorunda olmadığım gibi. Bu yüzden kendimi çok seviyorum.

-Evet. Ülke çapında mutluyuz biz. 

-Ülke çapında da mutsuz aynı zamanda.

-Uyuyalım.

-Evet.

Çevirim dışı.
Çevirim dışı.


18 Ekim 2012 Perşembe

Saadetsiz Saadet Olmaz.

Ölebilirim bir gün herhangi bir kuytuda sebepsizce
Ya da  iş stresinde sebepli ama haybeye...
Yine de kapamıyor tüm kapılar herkesin yüzüne
Gölgem içeride, göl-gen... içeride...
Kaçamıyoruz istesekte.

Tüm gemiler iskele de beni bekler şimdi
Gitmek yalnızca bir kelime,
Gemiler ise fazlasıyla somut bir eyleme teşvik...
Gidebilirim bir gün herhangi bir iskeleden sessizce
Ya da bir basın toplantısı mikrofonuyla gürültü ama anlaşılmadan...
Bir kartvizitte tıkılı kalabilir adımın anlamı,
Ya da bir rakı sofrasında, birileri yaad ederken geçmişi hatırlanabilir ezanla kulağıma söylenen
Ama hocam bir daha söyle, sen söyle rahlen önünde cübben üstünde
Adım en çok senin mekanında anılsın.

Çok düşündüm hep düşündüm 
Ben ben olmasam kim olurdum diye
Kendimden daha iyi bir seçenek gelmedi aklıma
O zaman tekrar gelebilirim bir hoşgeldin partisiyle 
Ya da hastanın kalbi atıyor nidalarıyla...
Belki de ölmek isterim ölemem.
Gelmek isterim  gelemem...
Gitmek isterim gidemem.
Bir güvercin uçurur, özgürlüğümü sabit kılarım.

Bendeniz arada bir gelen biri...