30 Aralık 2013 Pazartesi

2014'ten hiçbir şey istemiyorum.

     Yıllardır her yılbaşında, yeni gelecek seneden birçok şey isteyen, istediğini alamayan insanların bu yıl
2014'ten ne isteyeceklerini merakla beklemekteyim.
     Doğruyu söylemek gerekirse 'hiçbir zaman anlayamayacağım konular' listesi yapacak olsam ilk 10da yer alabilecek maddelerden biri de 'gelecek seneden bir şey' beklemek olur. Bugüne kadar hangi yıl, neyi değiştirebildi ki veya hanginiz hayatınızda  iyi veya kötü olan şeylerin yılbaşı gecesi dilediklerinizden dolayı olduğunu düşündü. Bence, böyle bir olay hiçbir zaman olmadı. 
     Hayatımın hatırladığım kısımları içerisinde kutlamaları  hiçbir zaman sevmedim, sevemedim. Yılbaşı partileri, doğum günü kutlamaları, can sıkıntısı giderme toplantıları benim için her zaman amaçsız ve lüzumsuz olmuştur.  Değişen her şeyi kutlarmışız gibi yeni yılı, yeni yaşı, yeni günü filan kutluyoruz. Ne olacağını bilmediğimiz günlerin gelişini alkışlıyoruz. Oysa sebepsiz mutlu olmak yadırganacak bir durumdur güzel memleketimin insanları için. 'Hayırdır sende bir haller var?' sorusunu az mı duymadık. Sabah sebepsiz yere mutlu uyanmak bile saçma gelirken birbirimize, ertesi günün gelişini kutlamayı ne kadar da mantıklı karşılıyoruz. 
    Benim için sıkıcı bir insan diyebilirsiniz. Sakin olan her şeyin aşığı olarak adımın karşısına sıkıcı yazmanızı kabul edebilirim. Hatta kutlama sevmediğim için herhangi bir yaftanız varsa hazır yapıştırılacak onu da kabul edebilirim.
Birileri lütfen bana anlatsın. Biz neyi kutluyoruz, neden kutluyoruz, kutladığımızda ne değişiyor?
  Anlamadım, anlamıyorum, anlamayacağım.

Kutlama Sevmeyen Güzel İnsanlar Konfederasyonu Genel Sekreteri

18 Kasım 2013 Pazartesi

Enkazdan Haberler

Bağırıyor bir adam enkaz yığının altında 'Sesimi duyan var mı...Var mı sesimi duyan ?'
Teslimiyetin elini kolunu bağlamışlar ama kalbi hala atıyor
Ama adamın kalbi teslimiyetin kalp atışını duymamakta...

Bağırıyor bir adam 'Kalbimin sesini duyan var mı ?'
Duyan var da cevap veren yok
Dünya fazla insansızlıkta boğulmakta işte o sıra...
Adam, dünyanın halinden bihaber,
Dünya, adamın kalbinden...

Enkazın hala bacaları tütüyor
Hala bir umut var
Adamı boşverin, ev kurtarılabilir hala...
Zaten adam  kimin umrunda...

Bir kadın çığlığı duyuluyor arada sırada
Aynı mahallede, belki de aynı sokakta...
Deli diyen de var, akıllı diyende...
Sesi gürmüş diyen de var, gene başladı diyende...
Kadının elleri paspasın üzerinde
Ayakkabıları bileklerinin bitiminde...
Bir terslik var sanki bu işte...
Aman neyse
Zaten kadın  kimin umrunda...

Yalnızlıktan sıkılmış teslimiyet...
Ne gelen var, ne giden...
Aslında gelende bir, giden de...
Sesimi duyan var mı diyen de bir
Kalbinin sesini duyurmaya çalışanda
Adamlarda bir
Kadınlarda...
Aman neyse işte
Enkazın yerine apartman dikmeli şimdi
Biz vincimize bakalım...

Bendeniz vinç alıcısı

8 Kasım 2013 Cuma

Düşük Bel Pantolon Çağı


Çıplak gerçekler kimi tatmin edebilir ki? Bir derviş ya da manyakoğlumanyağın teki değilseniz olayları küçültmeden ya da büyütmeden, oldukları gibi kabul ederek yaşayamazsınız.
Emrah Serbes

Bir rus ruleti esnasında altıpatlara yerleştirilmiş tek kurşun kadar yalnızdır insan… Ama yine de ilk tetik hareketinde patlamak ister. Mutlu olma ve (ya) farkedilme isteği; zaman, mekan ve durumla ilgili bir kavram değil, benliğin içinde bulunan bir arzunun dışavurumudur.
Eminim şimdi anlatacaklarım herkesin aklından geçen bir senaryodur. Aynısı olmasa da bir benzeridir en fazla… Bir gün insanlar geçmişi hiç yaşanmamış sayacaklar. İnsan ilişkileri, dostluk, paylaşım gibi kavramların anlamı sözlüklerden bakılmak istenecek fakat sözlük satışı yıllar önce sona erdiği için internetten bir iki siteye bakılmakla yetinilecek. Çay demlemek fazla zahmetli geldiğinden hazır kutularda ne varsa tüketilecek. Birey, kendisi için yaşayacak. Çıkarları doğrultusunda, istekleri direktifinde ama duygularını karıştırmadan.  Sokaklarda zabıtadan kaçan işportacılar olmayacak çünkü marka giyinme telaşıyla birlikte işportacıların sonu gelmiş olacak. Ve insanlığın bitişinin başlangıcı başlamış olacak.
Aslına bakarsanız bugünün gidişatı da yarının fragmanı sayılabilir. Benim yaşadığım coğrafya  da  bozulmalar ‘Erkekler düşük bel pantolonu nasıl giymeli?’ sorusunun cevabı unutulduğunda  başladı. (Molotof kokteylinin bulunduğunun farkedilmesi de aynı zamana rastlar.) Önce insanlar mutluluğu aramak istedi ama erindi. Onun yerine mutluymuş gibi yapmak daha kolay geldi. Bir gülücükle  her şey çözülecek  sanıldı ama olmadı. İnsanın içindeki boşluk bir türlü bitmek bilmedi. Gözyaşları da bir süre sonra insanı terk etti. Gözyaşı yoksa yalnızlık, yalnızlık yoksa gözyaşı ağır gelir insana… Mutluluğu aramaktan başka yol yoktu ama bu sırada internet imdada yetişti. Ve internet çağı denilen çağ başladı. (İnternet çağının başlaması da erkeklerin düşük bel pantalona saf saf bakmasıyla aynı zamana denk gelmiş, arama motorları bile yardımcı olamamıştır.)
                Bugün aslında o kadar da vahim durumda değilmişiz gibi gözükse de, bence fazlasıyla vahim durumdayız. Kim olacağımızın önemi kalmadı, kim olduğumuzunda. Kim gibi göründüğümüz daha önemli.  Sahtelikler, gerçek dünyanın temeline oturtuldu. Popüler olan her şey sinsice benliğimize işledi ve şimdi sadece hiçlik içinde yaşayan hiçleriz. Doğruyla yanlışını aynı çekmecelerde saklamaya başlayalı yıllar oldu fakat salt duygularımızın içine tezat hisler karışmış değil henüz. İnsanlığımızı baki kılacağımıza dair hala bir umut var içimde. Bir gün İnternetten, paradan, düşük bel pantolonlardan önceki güzelliklere dönmek isteyeceğiz ve bir devrimle her şeye baştan başlayacağız…



Bir Ebediyat Dergisinde Yayınlanmış Yazımdır Kendileri...

28 Ekim 2013 Pazartesi

Cümlelerde Biterler

Herkes gider, 
Herkes biter, 
Herkes susar...

Bitmeyecek sandığın her şeyin bir sonu var işte...
Cümlelerde biterler...
Bir bakmışsın susmuşsun,
Bir bakmışın durmuşsun,
Bir bakmışsın, bakamamışsın...

15 Ağustos 2013 Perşembe

Mesela

Bir şarkı mırıldanırsın mesela,
Mesela ikinci adımını hoplayarak atarsın,
Dünya barışı dersin ama dargınlar barışsın istersin aslında...
Zengin ama cimri, fakir ama eli açık olabilirsin,
Mutluyken mutsuz biriyle ağlayabilir,
Korkarken çok cesur gibi davranabilir,
Severken saklayabilirsin mesela...

Bir bardak çayı, bir kaç dakikalığına tüm insanlığa değişebilirsin mesela,
Söylenecek çok fazla şey varken susabilirsin ...
Ben memnunum olağan durumdan dersin ama bir sürü şikayet barındırırsın aslında...
Zayıf ama mutsuz, kilolu ama mutlu olabilirsin.
Hıçkırırken sigara içebilir,
Yalnızca iki takım kıyafetle bir ömür yaşayabilir,
Bilekliğini halhal olarak kullanabilirsin mesela...

Burası Dünya...
İstediğin her şeyi yapabilir ama dünyayı değiştiremezsin...

Bendeniz Dünyayı Sevenler Derneği Üyesi 



13 Ağustos 2013 Salı

Korkmaktan Korkmak

Sen temizsin oğlum... Çok temizsin sen... Herkesten çok kirlenirsin...Bak biz bu saatten sonra kir göstermeyiz ama seni fena döverler ... 
Organize İşler / Asım Abi



Ağıtlar yakarak ağlayan bir ananın torunu olarak şunu söylemeliyim ki; duygusal insanlarız bizler... Ana haber bültenlerindeki 'Bir askerimiz daha şehit oldu' haberlerine hüzünlenmemiz de bundandır. Vedalaşamaz, terkedemez, kimseyi arkasından vuramaz, hainlik yapamayız... Tabiki bazılarımız... İnsanın insani duyguları olduğunu bilerek hareket edebiliyorsak acı tecrübelerimiz var demektir. Zaten tecrübe dediğimiz şey acı veren, vicdanımıza dokunan anıların toplam değil midir? Emrah Serbes bir kitabında şöyle diyordu; Hayatımız boyunca mutlu olduğumuz anları toplasak, on beş yirmi dakikadan sonrası haksız kazanç gibi gelir.Sanırım haklı...Çünkü insan mutlu olduğu anlarda ne yaptığına pek aşina olmuyor.Aşina olsa da aşinalığına aşina olamıyor. Yaşarken, nasıl yaşamakta olduğumuz düşünmekten uzak kaldığımızdan beri hayat gereğinden fazla zorlaşmaya başladı. Ölümden korkuyoruz, yaşamaktan korkuyoruz, sevmekten korkuyoruz.Korkmaktan bile korkuyoruz aslında... Yalnızca duygusallığımız kalıcı... Çünkü üzülmenin sevinmekten daha kolay olduğu zamanlardayız. 20 dakikadan fazlasını isteyemiyoruz, mutluluğu haketmediğimize inanıyoruz.
 Oysa biz mutlu olmak, mutlu etmek için varız. Fıtratımız uysal, uyumlu ve sevecenken; gaddar, hain, sevimsiz kimseler olmak için  mesai harcıyoruz. Aykırı olmak iyidir'i kim uydurduysa yalan söylüyor. Bunalıma, yalnızlığa ve antidepresanlara kimsenin ihtiyacı yoktur. Asıl ihtiyaç sevgidir, sevmeden geçmez...

Bendeniz Sosyal Sorumluluk Projesi


12 Haziran 2013 Çarşamba

Herkesin Kendi Gündemi Vardır

    Şuan ülke genelinde gündem 'Gezi Parkı' da olsa, özel yaşantımızda hepimizin kendi ait gündemleri var ve aslında o kadar da gezi parkı düşünceleri içinde uyuyup uyanan insanlar da değiliz. Bu yüzden bu zamana kadar devam eden çizgimin dışına çıkmayarak kendi gündemimden bahsedeceğim.

    Muhtelif zamanlarda, muhtelif düşüncelerin açığa çıkması fıtratımızdandır.




Olaylar, yargıları; yargılar ise yaftaları doğurur.Bağımsız düşünme yetinizle farkında olmadan  bir gruba muhalif, diğer gruba dahil olabilirsiniz.  Olaylara bakış açınız tarafınızdır ve siz artık belkide hiçbir zaman dahil olmadığınız bir tarafın taraftarı olmuşsunuzdur.. En azından benim nefes aldığım şehirde işler böyle yürüyor. Sessiz kalmayın nidalarına ayak uydurmak zorunda olmasakta sesli çoğunluğun hep bir şeyler bildiği düşüncesi bize ses vermemizi telkin ediyor, altıncı his dediğimiz şeyden bahsetmiyorum. Çoğunlukla gaza geliyoruz. İkili ilişkilerimizde bile üçüncü bir şahsın sözleriyle hayatımıza yön verebiliyoruz. İnsan boşlukta yaşamaya müsait bir varlık olmadığından inanmak istiyor. Bu inanç yaradanla başlıyor, yaratılanın söylediklerine kadar varıyor. Hayatımızı yönlendirdiğimizi sandığımız zamanlarda ise aslında lüzumundan fazla yerinde sayıyoruz. Bir film izlemiştim. Film bir adamın paralel zamanlı yaşadıklarını anlatıyordu. Köpeği dışarı çıkmak için sahibine ısrar ediyor, sahibi ise dışarı çıkmak istemiyor, sonrasında dışarı çıkmaya karar verdiğinde hayatının aşkıyla karşılaşıyordu. Filmin paralel ilerleyen diğer kısmında ise adam o gün dışarı çıkmıyor ve 10 yıl kadar bir süre sonra aynı kadınla başka bir şekilde tanışıyor... Sanırım hayatın özeti de bu ... Seçim, şans, tesadüf sandığımız şeylerin bomboş oluşu... Karar alırken nasıl bu kadar cesur olabiliyoruz hiç düşündünüz mü ? Sonunu ilerisini, geleceğini bilmediğimiz her konuda ne kadar da cesaretli davranıyoruz. Cahil cesareti ve ya gözü karalık bu olsa gerek. Yüzme bilmeyen bir insan denize atlayıp boğulup boğulmayacağını deneyimlemez, ama aynı adam  ani bir sinir halinde dünyayı yıkabilir. Soyut olan şeylerden korkmuyor, inanmıyor, görmezden gelebiliyoruz. Bizler hayatını somutluklara adadığından beri  Mutluluk, aşk, ölüm, ayrılık, öfke vb.den korkmuyor olduk... Murat Menteş'in dediği gibi 'Allahım biz senin falsolu kullarınız ne olur bizden razı ol'.
Evet falsoluyuz bunu kabul edelim..

Bendeniz Düşünmeyi Beceremeyen Bireyler Derneği Genel Başkanı ...


    

22 Nisan 2013 Pazartesi

Kolaydır

Herkes her şeyi bırakıp gidebilir... Her sokak başında bir taksi çağrı butonu, iki adımda bir otobüs durağı ve şehrin en merkezi yerinde bir terminal  bulundukça gitmek kolaydır. Yağmur yağdığında şemsiye açmak, karlı hava da camdan bakmak ve/ ve ya bir cenazenin arkasından en fazla 15 dakika ağlamak, kolaydır. Devlet aleyhine sokaklarda slogan atıp ertesi gün yine aynı devletin dairesinde çalışan, maaş günün bekleyen, aldığı maaşı beğenmeyen ama yine de çok seven insanların çelişkilerini yaşamak, kolaydır. Parayı bu kadar sevmeseydik eğer belki daha çok okuyan, daha çok gezen, daha çok seven daha kültürlü ve ya daha iyi insanlar olabilirdik... Olamadık.

       Mutsuz olmak için hiç bir sebep yokken bile asık suratla gezen insanların cehennemi dediğimiz yer işte bu dünya. Memnuniyetsiz, mutsuz, ne istediğini bilmeyen ama hep bir şeyler isteyen, yanına kimseyi alma gereği duymadan yola çıkan yolsuzların dünyasındayız. İsmini şuan hatırlayamadığım bir kitapta şöyle diyordu; Dünya kuşların tuvaletidir... Konun özeti için yeterli bir cümle sanırım. Bir tuvaletten çok fazla şey beklememek lazım. Çünkü bir şeyler yapmaktansa beklentiye girmek kolaydır...


Bendeniz Dünya İtaatsizleri Derneği Genel Koordinatörü

27 Mart 2013 Çarşamba

Kuş Yuvalarına Özlem Duyan Kentler

Gül yüzüne tanık olsun kuş yuvalarına özlem duyan tüm kentler.
Sonbaharlar gelir, kışlar geçer, yazlar kalıcı sanılır.
Ama gitmez hiçbir şey, yer değiştirir yalnızca...
Mutluluk yerini hüzne bırakır
Hüzün gözyaşına gebe...
İçimizde herzaman ağlar en içten bir estağfirullah...
Hüzün gider, gelir bahar
Bağırırır, içindeki çocuk sandığın hevesi hep kursağında kalmış koca adam...
Mutluluk  dediğin şey aslında  içinde yaşayan adamın sevinci...
Hayat güzel sanırsın,
Hayat değil güzel olan, güzel olan yaşamayı bilmek
Ve hissetmek... hep hissetmek istediğini hissedebilmek...
Sustuğun zamanlarda gözyaşlarını saklayabilmekte bir maharet...
Bende Sus diyorum kendime ama ağlamadan sus...
Kaygılanmadan, telaşlanmadan, dağılmadan .
Ne çok şey istiyorum kendimden...
Fazla karışık kafam...
Fazla karışık hayat...
Yanlış yerde duruyorum, bakış açımın açısı  hatalı...
Bir sigara yakıyorum, tükettiğim sigaraya ,kül tablasını şahit tutuyorum...
Susuyorum.
E susabilmek değil miydi en büyük maharet....

Bendeniz içimdeki koca adam...

6 Mart 2013 Çarşamba

(Eş) Kenar Üçgenim


Evet sevgilim, aynen bildiğin gibi...
Sevmek güzeldir...
Aşk güzeldir...
Hepsi birazcıkta mutluluk demektir...
Yine de soranlara izah edelim...
Mutsuzsan eğer eksik var demektir bir yerlerde...
Yüreğinde mesela, aklında ya da ellerinde...
Ama çaresiz değilsindir...
Çaresizlik başka bir yer, belkide mekan ya da duygu bilemiyorum tam olarak...

Evet sevgilim...Başta değiliz,sonda da...
Ortada da değiliz...
Çıkmazda hiç değiliz...
Azıcık eksiğiz işte o kadar... 
Evet eksiğim, tahmin ettiğin gibi işte
Eşimi arıyorum, zira bu sıralar sadece kenar üçgenim...
Birazcık kederliyim...
Ama hala çiğ köfte seviyorsan eğer,
Hiç bir şeyi umursamayabilirim...



-Bu müziğe bunları yazan  sevgi dolu kız çocuğu....

7 Ocak 2013 Pazartesi

Sıkı Can

Vefa çağını geride bırakalı çok oldu,
Tahammül sınırlarını en aza indirgeyeli yıllar,
Sorunsuz yaşamın tek sırrı sorunları görmezden gelebilmek
Hakikatin acımasızlığına yak bir sigara...
Olmasın zalimlik, acımasızlık, dert babaları
Sineye çekmesin kimse olanları.
Çok konuştum,
Gereğinden fazla
O zaman sussun herkes,
Mahal vermesin kırgınlıklara...
Saat kaç?
Saat insanlığı kaç geçti?
Geçeli çok oldu mu
Dertler derman buldu mu
Mutluluk hakedenleri buldu mu?
En iyisi görmek görülmesi gerekenleri
Sakin kalamıyorum.
Hiç kalamadım...

 Bendeniz sessiz sesli 

2 Ocak 2013 Çarşamba

Beton Aynı Beton

Yılbaşının eski tadı kalmadı
Zaten yılbaşı hep tatsızdı...

 *************************************************

Her zaman olmuyor işte insanın cebinde bir tane daha sigara.
Gökyüzü mavi olsa da denizin huzurunu vermiyor mesela,
Beton aynı beton Ankara'da ama ekimde bir başka gri bir başka terk edilesi
Kapılar kapandığı anda bitiyor kızgınlıklar, sevgiler, anılarda
Çocukluk ediyorum, çok çocuğum aslında.
Dünya güzel bir yer hiç kimse yüzümüze bakmasa da.
Ve en çok kimse yüzüne bakmazken güzel
Çok korktum,hep korktum bir gün yalnız kalmaktan
Tek başınalıktan
Sessizlikten
Griliğin içinde gri olmaktan
Kuşlara uzak olmaktan...
İnsan nefes aldığı müddetçe yalnız kalamıyor,
yalnız kaldığımı sandığımda anladım.
Hiç görmedim ama çok bilirim
Şimdi bir balıkçı teknesi, gecenin zifirinde rızkının peşinde koşmakta,
Bir çocuk sığınacak sıcak bir yer aramakta,
Kocasından dayak yediğini kimseye söyleyemeyen bir kadın sessizce ağlamakta
Başka bir kadın yarın ki düğün günü için heyecanlanmakta.
Biz de bekliyoruz,
Belki mutluluğu
Belki sessizliği
Belki huzuru
Ama bekliyoruz
Çünkü beklemekte korkmakta bir insan güdüsüdür.
Beklemek ümit ettirir
Korkmak öldürür.

Bendeniz bir süredir olmayan biri ....