26 Kasım 2012 Pazartesi

Kayalar Bile Düşerler

Kayalar bile düşerler.
Sen ağlama...
Bırakırsan içindeki insanlığı uçurumun kenarına,
İlk toprak kaymasında insanlığında düşer...
Ve ben konuşuyorum genelde, bağırıyorum hatta
İçimdeki dinginliği kamçılarken duyulmasın diye çığlıklar.
İşte o zaman yetiş diyorum Müzekkin Nüfus, ölümlerde ve eziyetlerdeyim...

Sonra ben ne zaman televizyonun üst köşesinde MİY kısaltmasını görsem
Yabancı bir takımla maçımız var sanıp heyecanlanıyorum, spor muhabirini duymazdan gelerek...
Karın mı mide mi bir türlü kestiremediğim kramplarım oluyor,
Yastığa başımı koyuşlarım oluyor...
Eyvallahlarım oluyor
Gözlerimden yaş bile aktığı oluyor
Akşamdan, akşama...

Hunharca öldürüldüğü halde kimsenin ses etmediği hamam böceklerinin cenaze namazı da olmuyor...
Kelimeler değil mi insanı insan yapanda, insanlıktan çıkaran da.
 Sesli katliamların, sessiz kalan seyircilerinden,
İşte tam olarak böyle şeylerden bahsediyorum.

Hiç üstümden çıkarmadığım kendimi vestiyer de unuttum sanırım...
Hep bildiğim acılarımı cebimde
Kayalar düşüyor her gün üzerime...
Ben çok gülüyor gibi yaptım,
Sen ağlama...

Herkes ağlasın
Sen...
Ağlama....


Bendeniz bir kayalık hikayesi

22 Kasım 2012 Perşembe

Yafta ve Kamuflaj

Sanırım son zamanlarımın en gündemdeki konusu...
Yaftalar ve Kamuflajlar...
   Günümüzdeki sosyal paylaşım siteleri sayesinden istediğimiz herhangi biri olurken, istenmediğimiz herhangi biri gibi de gözükebiliyoruz bir anda. Modern dünya popülaritesi bizi biz olmaktan çıkarmayı sinsice başarmakta ve bizde bu düzene dünden razı olarak sesimizi çıkarmamaktayız. İnsanın zaten yapısında bulunan kendi için hep daha fazlasını istemek, istemekten çıktı ve öyleymiş gibi davranmalara bıraktı yerini... İnsan, olmak istediği gibi davranırken bir anda bilmediği bir kimliğin sahteliğinde buluyor kendini. Bunun ego tatmini dışında bir hissiyata sebep olup olmadığını bilmiyorum fakat çoğunluğun vazgeçmeyi düşünmediği bir davranış biçimi olduğu kesin. Tek bir yaşam şansımız var ve bu şansı -mış gibi yapmayı tercih etmenin doğru ve yanlışlığını tartışmanın bile anlamı yok sanırım. Birileri gibi olmaya çalışmak ve öyle hissetmek öyle olmak demek değil. Aslında taraflar da bu yüzden var. Farklı olduğunu sananlar, farklıymış gibi davrananlar... Standart yaşam süren insanları dışlayan, kendi gibi olmayanları görmezden gelen, bir çok kıyafeti olup bir tane fikri olmayan insanlar bu günlerde fazla popüler. Yani sıradan bir insansan, onlarsın... Onların kimler olduğu ise muamma.. Ötekileştirme bu kadar tercih edilen bir davranış biçimi olduğu sürece, hepimiz birileri için hep onlar olarak kalmaya mahkum mahkumlar olacağız...
Bugün yayınlanan bir habere göre Facebook ve Twitter dürüstlüğü artıyormuş. Yalanlarının bu sitelerde daha çabuk ortaya çıktığını düşünen insan yalan söylemekten çekiniyor ve dürüst davranıyor -muş. BÜYÜK YALAN... Yeni birileriyle tanışmanın mümkün olduğu bir sitede yalan yok demek büyük yalandır. Aslında içinde yalan barındıran insan belki söylememeyi tercih ediyordur o kadar ama eminim o yalan bir gün bir yerde mutlaka hayata geçecektir. Çünkü insan başkalarının anılarını çalmaktan bile çekinmezken yalandan çekiniyor olamaz...
 Bir de hepimizin kullanmak zorunda kaldığı zamanların olduğu 'Beni yanlış anladın' cümlesi var. Evet birbirimizi yanlış anlıyoruz çünkü ön yargılarımız var. İnsanların giyim tarzlarından, sevdiği yazarlara, dinlediği şarkılardan, kurduğu cümlelere kadar her alanda yaftalarımız var... Yaftalamak kolaya kaçmaktır. Çay demlemeye erinip hazır meyve suyu içmektir. İnsana kim olduğunu anlatma fırsatı tanımamaktır. Kimsenin hayatta bir şeyler kazanıp bir şeyler kaybettiğini düşünmüyorum. Suçlu olmadığımız gibi masum da değiliz. Salt duyguların içine tezat hisleri karıştırmaya başlayalı çok oldu.. Geçmiş dediğimiz şey dünden hatta 1 saat önceden ibaret. Her an değişiyoruz ve her an değişen insana 'sen busun, çünkü öyle görünüyorsun' demek seni senden iyi tanıyorum demektir. İnsan kendini tam olarak tanıyıp anlatamazken karşıdaki anında bir analiz yapıp, konuyu köşe koltuğu yapabiliyor... Ne yaptığımızı anlatmıyorum, ne yaptığımızı sorguluyorum. Ne yaptığımız hakkında fikri olan var mı? Amacı olan insan var mı aranızda ya da herhangi bir duyguyu yoğun bir şekilde yaşayan insanlar yaşıyor mu ?
Sanmıyorum ama umutsuz değilim... Bir gün herkes çok geçmişe dönmek için ellerinden geleni yapmaya başlayacaklar. İnternetten, yalanlardan, paradan önceki bir döneme....


19 Kasım 2012 Pazartesi

Birine Aşık Olmak mı ?

Bildiğim masalarda, bildiğim sohbetler var...
Bildiğim yüzlerde, bildiğim kederler
Dudaklarımdaki cümleleri takip eden gözler var...
İyi dileklerin gırla gittiği yalancılıkta, aynı hayatta olduğumuz için hissettiğimiz bir yakınlık var.
Öküzümüz yok ama ebedi bir ortaklığımız var...
Her şeyimiz var ama sorularımıza cevap veren yok...
Bu hayata hangi soruyu sormamız gerektiğini bilen yok
Sahici saadetin anlamını bilen yok,
Hissediyorum mutluluğu ama yazamıyorum.
Yazılmıyor bazı şeyler...
Hayat parçalı bulutlu bir gün, çokca izmarit birikmiş kül tablası ya da birleşik mi yoksa ayrı mı yazıldığını hiçbir zaman bilmediğim kelimeler topluluğu...
Ne olduğu belki de hiçbir zaman önemli değil...
Hayat hayattır yalnızca...
Bence bir oyundur en fazla...

Yinede susmuyor insanlar...
Çam ağaçlarıyla yetinmeyip hislerin üzerine de anlamsız lambalar takıyorlar.
Üstünü gösterişle kapladıkları kendilerini piyasaya sürüyorlar.
Oysa sadeliktir güzel olan, insanı yalın kılan...
Gösteriş tek tiplilik, yalınlık özgünlüktür..
Bu yüzden bugün ki gösterişin altında kısıtlı hisler yaşanabiliyor
Polis sirenlerinden korkuluyor,
Ambulans sesine üzülünüyor..
Hepsi bu...

Birine aşık olmak mı ?
O çok başka bir konu....Anlatmaya çalışmak bile haddim değil...


Bendeniz parçalı bulut


26 Ekim 2012 Cuma

Süpermen'e Benziyoruz Diye Vurdular.

Diego'nun gece yalnızlıktan boğulduğu anlarda ve sigarası iki parmağının arasındayken yazdıklarını seviyorum.

''Bir tek sana ve kendime inanıyorum, yani acının ne olduğunu ikimizden başka kimsenin bilmediğini sanıyorum. Acı çekerken bile mutlu olan eşsiz insanlarız biz. İnsanların artık acı çekmekle dertleri kalmadı, dertlerini derecelendirmekle daha ilgililer, işte ben bunu hiç anlamıyorum. Evlenmek üzere olduğun kadın intihar edebilir, ya da ayağını sehpaya çarpabilirsin, ikisi de ilk anda acı verir, hatta sehpa daha somut bir acıdır ama sehpa kimsenin umurunda değildir, kadın gelecek vaad eder ama sehpanın canı cehenneme! Benim acımın derecesi yok, yani varsa da ben bilmiyorum. Hatırladıkça canımı acıtan acılarım var onun dışında kalan zamanlarımda mutlu bir adam olarak yaşıyorum. Senin acın kaç derece ? ''

- Bilmem hiç derecelendirmedim bugüne kadar. Asıl mesele sorunu çözmekti benim için. Sorun, yani acım... Acımı dindirecek şeylerle daha çok ilgiliydim. Nasıl daha mutlu olurumla... Sonra farkettim ki acılar dinmiyor, sadece yer değiştiriyorlar, benim acı dediğim şey başkalarının canını yakmaya karar verdiğinde başkalarınınki de bana doğru yol almakta oluyor. Sonrası panayır yeri... Herkesin derdi başından aşkın. Mesela önceden insanları dinlemek istemesem de dinliyormuş gibi yapar, kendimi düşünürdüm. Buradaki eylem sadece o mutlu olsun, dinlenildiğini sansın diyeydi. Sonraları dinlemekten bıktığım gibi, dinliyor gibi yapmaktan da bıktım ve bıraktım. Ben bir çok şeyi umursamayı bıraktığımda anladım ki sadece anlatıyor insanlar dinleyip dinlemediğin kimsenin umurunda değil. Bence asıl doğallıkta bu, sen dinlemek zorunda değilsin, o da susmak zorunda değil. Kimse kimseyi umursamak zorunda değil, bunu anladığımdan beri mutluyum, acılarımı derecelendirmem gerekirse eğer -6 derece acılarım var benim. Çok fazla dayanamayıp soğuktan donarak ölen..

- Bir insanın hayatı jelatinsizse, duygularının da üstünde kaplama olmuyor. Modanın peşinde kendini harap etmiyor, paranın satın alabileceği şeyleri sıkıntı yapmıyor, ağlamaktan çekinmiyor ya da ne bileyim bir gün lüks bir restoranda yemek yerken ertesi gün kurtuluşta bir bankta uyuyabiliyor, ikisinden de gocunmuyor. Onlardan biriyim diyemem ama olmak isterdim açıkçası. Her neyse kimse beni sevmek zorunda değil, benim kimseyi sevmek zorunda olmadığım gibi. Bu yüzden kendimi çok seviyorum.

-Evet. Ülke çapında mutluyuz biz. 

-Ülke çapında da mutsuz aynı zamanda.

-Uyuyalım.

-Evet.

Çevirim dışı.
Çevirim dışı.


18 Ekim 2012 Perşembe

Saadetsiz Saadet Olmaz.

Ölebilirim bir gün herhangi bir kuytuda sebepsizce
Ya da  iş stresinde sebepli ama haybeye...
Yine de kapamıyor tüm kapılar herkesin yüzüne
Gölgem içeride, göl-gen... içeride...
Kaçamıyoruz istesekte.

Tüm gemiler iskele de beni bekler şimdi
Gitmek yalnızca bir kelime,
Gemiler ise fazlasıyla somut bir eyleme teşvik...
Gidebilirim bir gün herhangi bir iskeleden sessizce
Ya da bir basın toplantısı mikrofonuyla gürültü ama anlaşılmadan...
Bir kartvizitte tıkılı kalabilir adımın anlamı,
Ya da bir rakı sofrasında, birileri yaad ederken geçmişi hatırlanabilir ezanla kulağıma söylenen
Ama hocam bir daha söyle, sen söyle rahlen önünde cübben üstünde
Adım en çok senin mekanında anılsın.

Çok düşündüm hep düşündüm 
Ben ben olmasam kim olurdum diye
Kendimden daha iyi bir seçenek gelmedi aklıma
O zaman tekrar gelebilirim bir hoşgeldin partisiyle 
Ya da hastanın kalbi atıyor nidalarıyla...
Belki de ölmek isterim ölemem.
Gelmek isterim  gelemem...
Gitmek isterim gidemem.
Bir güvercin uçurur, özgürlüğümü sabit kılarım.

Bendeniz arada bir gelen biri...


17 Eylül 2012 Pazartesi

Karşılıksız Oturma Grupları

'Mevla'ya giden yol, Leyla'dan geçer. Sende Leyla'lık istidadı mevcutta, ben Mecnunluk taşıyor muyum onu bilemiyorum işte...' dedi adam söylediklerine inanırcasına.
Ben Leyla değildim.
Hiç olmadım.
Olamayacağım....
'Sus' dedim. 'Yoksa kendimi bir şey sanacağım.'

15 Eylül 2012 Cumartesi

İçimin İçi, Küçük Burjuvam

Bir sendrom içinde kıvranan ama neyin sendromu olduğunu bile bilmeyen, delirmenin eşiğinde ama akıllı diye sıfatlandırılan insanlarız nihayetinde… 
Başımıza geleceklerin özetini, ana haber bültenlerinin az sonra alt yazısında görmemiz mümkün olmadığı müddetçe, gelişi güzel uyanmaya mecburuz.
Dünü dünde bıraktıkça mutlu, yarını beklerken umutluyuz. 
Bizler aslında mutlu olmaya meyilli yaratıklarız işte, 
Hazırladığımız gülücüğü konduracak sebep arıyoruz sadece. 
Fazla insanız  bugünlerde ....


İki roman karakterinin, karaktersiz hikayelerine tanıklık etmiş bir aptal… Sessizliğin sesine hükmetmiş, şizofren yanıyla barışık… Bendeniz hayatın içi…

4 Eylül 2012 Salı

18 Vitesli Bisiklet

Zaten yaşadığımızdan bile emin değildik,
Şimdi nereden çıktı ki bu mutlu olma arzusu...
Hani 2 tekerlekli bisiklete binerken bile üzülürsün ya 18 vitesli olmadığı için,
'Hayat zalım' diyesim var, avrupayi olandan değil kırsal olanından....
Kurt kuzuya aşık olur, kendine aşık ettikten sonra da hunharca yer...
Kurt olmak seçim, koyun olmak ise mecburiyet...
18 vitesli bisiklet ise gariplikten diyesim var, ama enteresan anlamına gelenden değil, fakirlik anlamında olanından...

İçine mavi ışıklar döşenmiş dolmuşlara biniyoruz,
Bizden önce kaç kişinin oturduğunu bilmediğimiz ofis koltuklarında oturuyor,
Marjinal bir toplum arasında marjinal miyim acaba düşüncesiyle adım atıyoruz...
Fiyakasız hayatımızı, allayıp pullayıp başkalarına satmaya çalışıyoruz...
Yalancıyız....
Yalancıları dinlerken inanmış gibi yapacak kadar yalancıyız...
Yabancıyız...
Bu dünyaya yabancıyız... Başka bir gezegenden fırlamış gibi geziyoruz...
Hiç birimiz ne olup bittiğini anlamıyoruz
Ama
O çocuk biliyor her şeyi...
Bisikleti 18 vitesli olmadığı için üzülen çocuk biliyor ne halde olduğumuzu...
Sarıl bana çocuk
Yoksul değilim belki ama çok yoksunum her şeyden
Senin gibi birine ihtiyacım var...

Bendeniz dingin  yoksunluk diye biri...

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Tesadüf, inançsızların kadere taktıkları isimdir.

Amerikan Adlî Tıp Derneğinin 1994 te San Diego da tertiplenen ödül yemeğinde dernek başkanı Don Harper Mills, aktardığı acayip bir ölüm olayındaki adlî komplikasyonlarla dinleyicilerini şaşkına çevirmişti.Kaderin adaletine dair ince bir nükte taşıyan bu yaşanmış öykü, sanırız sizleri de hayrete sevk edecektir. 

23 Mart 1994 te Ronald Opus un cesedini inceleyen adlî tabip, onun kafasından yediği kurşunla öldüğü sonucuna vardı.Müteveffa, on katlı bir binanın tepesinden, intihar niyetiyle aşağıya atlamıştı. (Umutsuzluğunu, geride bıraktığı bir notta açıklıyordu.) Ancak, dokuzuncu katın önünden geçerken pencereden gelen bir kurşun başına isabet etmiş, hayatı bu kurşunla sona ermişti. Apartmanın sekizinci kat penceresi düzeyinde cam silicileri korumak için konulmuş bir ağ vardı; ama bu ağın varlığını ne silahı çeken, ne de müteveffa biliyordu. Açıkçası, kurşun olmasaydı, Opus’un intihar girişimi başarılı olamayacak; zemine çakılmadan, sekizinci kattaki ağa takılıp kalacaktı. Bu durumu anlattıktan sonra, "Normal olarak," diye devam etti Dr. Mills, "intihar etmeye karar veren biri, mekanizma tasarladığı gibi olmasa da, bunu eninde sonunda başarır." 

Opus un dokuz kat aşağıda yere çakılmayıp da dokuzuncu kattan düşüyor olduğu anda başına gelen kurşunla vurulmuş olması, muhtemelen, onun ölüm modunu intihardan cinayete çevirmeyecekti. Fakat, Opus’un intihar girişiminin başarılı olmayışı, savcıyı elinde bir cinayet vakası olduğu düşüncesine itti. Silahın patladığı dokuzuncu kattaki odada yaşlı bir adam ve karısı yaşıyordu. Tartışıyorlardı ve adam kadını silahla tehdit ediyordu. Öyle sinirlenmişti ki, tetiği çekti; fakat mermi kadını ıskalayarak pencereden dışarı yöneldi ve Opus’a isabet etti. Bir insan A şahsını öldürmeye teşebbüs eder, fakat B şahsını öldürürse, o B şahsını öldürmekten suçlu sayılmalı idi. Savcının ulaştığı sonuç buydu. Dolayısıyla, dokuzuncu kattaki yaşlı adam, cinayetten suçluydu. 

Bu suçlamayla karşı karşıya kaldığında, adam da, karısı da çok şaşırdılar. 

Çünkü, tetiği çekerken adam da, karısı da silahın dolu olmadığından kesinlikle emindiler. Yaşlı adam uzunca bir süreden beri boş silahla karısını korkutmayı alışkanlık haline getirmişti. Bunu karısı da bilir, o yüzden adamın tehdidine pek aldırmazdı. Kısacası, adamın karısını öldürme kasdı yoktu; silahın dolu olduğunu dahi bilmiyordu. Böylece, Opus’un öldürülmesi bir kaza oluyordu; silah kazara doldurulmuştu. 

Araştırmalara devam edilince, ölümcül kazadan yaklaşık altı hafta önce yaşlı çiftin oğlunu silahı doldururken gören bir tanık ortaya çıktı. Anlaşıldığına göre, yaşlı kadın oğlundan mali desteğini çekmişti ve babasının annesini silahla korkutma temayülünü bilen oğul, annesini cezalandırma kasdıyla, babasının annesini vuracağını umarak, gizlice silahı doldurmuştu. Annesi ölecek, baba cinayetten suçlanacak, mallar oğula kalacaktı. Artık olay yaşlı çiftin oğlunun Ronald Opus cinayetinden sorumlu olduğu noktasına gelmişti. 

Tam bu sırada savcının karşısına yeni bir viraj çıktı. Araştırmalara devam edilince, geçen altı hafta içinde anneyle babasının silahla tehdide varan bir tartışma yaşamamaları, dolayısıyla annesinin ölümünü bir türlü başaramayışı nedeniyle, oğulun umutsuzluğunun arttığı anlaşıldı. 

Bu, onu 23 Mart’ta on katlı binanın tepesinden atlayarak intihar etmeye itmişti. 

Ancak, ölümü planladığı gibi olmamıştı; dokuzuncu katın önünden geçerken babasının boş zannettiği silahı tetiklemesiyle annesine isabet etmeyip pencereye seken kurşunun kafasına isabet etmesi nedeniyle, Ronald Opus’un hayatı sona ermişti. 

Dosya intihar olarak kapatıldı !..


iktibas- Tesadüf mü, Kader mi?


Korkma Ben Varım

Ben bir katilim .İnsan hayatına değer vermiyorum . Amerika gibiyim .
Fakat kendimi de, işimi de ciddiye almıyorum . Yaşamak ya da ölmek
umurumda değil . Adamım kurt Vonnegut’un dediği gibi “ Dünya, uzaylıların
akıl hastanesidir . ” moron değilseniz, böyle bir gezegende iyi
olunamayacağını bilirsiniz . Çünkü boyun eğişin ürünü olan hiçbir
iyilik, ahlaki değildir .Kurallara uymak, şahsiyetsizleşmeye varır .
Uygarlık disiplini denen şey, insanın olgunlaşmasını engelleyen
sistemdir .Ermişler gibi metropolden kaçıp tabiatla haşır neşir olmayı
özendiren bir tek reklam göremezsiniz . Teknoloji aptalların kötülük
yapmasını kolaylaştırmaya adanmıştır . Eğitim, iş, aile, sağlık,
iletişim, politika, güvenlik, eğlence kısacası sistemin her ana
unsuru, köleliğin şablonlarına uyarlanmış durumda . Hakikatten umudumuz
kesildi .Yalnızca bir sonraki yalanı merak etmek bizi ayakta tutuyor .
İnsanlar birbirlerinin dertlerini kusur sayıyor .Hayat, insanın
kaybetmekte olduğu bir oyuna dönüştü . Suç, ihlal, terör, delilik ve
kaçışın sunduğundan başka bir özgürlük seçeneği yok .

Suç artık cezalardan oluşan işleyişe direnmektir .
İhlal artık gayri insani sınırların dışına çıkmaktadır .
Terör artık bireyin özne niteliğini açığa vurmak için yapabileceği tek eylem türüdür .
Delilik artık düşünmek, soru sormak ve en korkuncu itiraz etmektir .
Kaçış artık intihar teşebbüsü havası taşıyan bir vazgeçiş ve terk ediştir .

Tersinide düşünebilirsiniz: küresel kötülük sistemin bir parçası olduğumuz
için otomatikman suçluyuz . Sistemleştirilmiş ihlale angaje olmuş
vaziyetteyiz . Korku düzenine itaat ettiğimiz için rehine, bu yolla
düzenin ömrüne ömür kattığımız için de teröristiz . Düşünmüyoruz, çünkü
deliyiz . Ve özgürlükten kaçıyoruz .Hapishanede idman yapan mahkûmlarız .

Çağdaş meşruiyetin temeli, hakikat aleyhtarlığıdır . Birey ise körkütük
budalalığın bedenleşmiş halidir . Lakaytlık ve münasebetsizliğimize
rağmen, her nefes bizi ölüme yaklaştırıyor . Cehennemi boylamayı göze
almış olmanın rahatlığıyla hareket ediyoruz .

Ben, işte bu
kesin yenilgiyi neşeli hale getirmeyi umuyorum . Oyunu hızlandıracağım.
suikast, bombalama, kundaklama, soygun ve adam kaçırmalarla tansiyonu
yükselteceğim .Halka silah, uyuşturucu ve sahte para dağıtacağım .
güçsüz, yoksul, anonim ve sahipsiz olmak bir imtiyaz haline gelinceye
dek !

Tüm ünlülerin vurulduğunu ya da rehin alındığını düşünün .

Banka, resmi kurum, holding, borsa ve medya binalarının; alışveriş, eğlence ve iş merkezlerinin havaya uçurulduğunu hayal edin .

Fabrika ve gemiler yanıyor .
Herkes silahlı .
Okullar tatil .
Ülke deri değiştiriyor .
Ve paranın satın alamayacağı şeylerin dünyasına geri dönüyoruz..

En sevdiğim kitabın, en sevdiğim sayfasından iktibas...
Korkma Ben Varım\ Murat Menteş

26 Ağustos 2012 Pazar

Gerçekten Güzel

Bir şey diyeyim mi ?
Akşam saatleri güzel,
Özel radyo yayınları
Şeytansız huşu zamanları
Dost sohbetleri,
Kumda kahve keyfi güzel...
Dinleyenin varsa anlatmak,
Anlatanın varsa dinlemek güzel...
Herkesin hep olmaya çalıştığı yerde hiç olmak güzel...
Bilmemek güzel...
Görmemek güzel...
Yaşamamak güzel...
Bir şey diyeyim mi?
Nefesini ne için tükettiğini bilmek güzel...
Ne için tükeceğini bilmemek güzel...
Kitap okuyan adamlar,
Deli dolu adamlar,
Ruh okumayı bilen adamlar güzel

Ve sana bir şey diyeyim mi ?
Adamlar, falanlar filan bahane...
Ben olmak güzel.....
Gerçekten Güzel...

16 Ağustos 2012 Perşembe

''5 Yıl Sonra Kendinizi Nerede Görüyorsunuz?''

''5 Yıl Sonra Kendinizi Nerede Görüyorsunuz?''

Klişeleşmiş ama  reelde pekte kullanılmayan iş başvuru sorusudur bildiğiniz üzere...
   Aslında 'kafanın içinden geçen hayalleri söyle' demenin başka bir yoludur bu soru ve bence cesur bir soru değil, birşeylerin arkasına saklanmaktır...
   Cevabının da çok samimi olduğunu sanmıyorum, hoş henüz bu soruya yanıt vermişliğim yok ama tahminim yönetim kadrosunda ve ya kendini geliştirmiş bir yönetici olarak görüyorumdur....
   Ben önümü bile göremiyorum, bazen basamağı görmeyip sendeliyorum ve bu halime gülüyorum... Ne yediğimi hatırlamak bir yana, ne yiyeceğimi bile hesaplamıyorum... Mekan bilgim, zaman kavramım yok, önemde vermiyorum böyle şeylere... Benim yaşamakla ilgili planlarım yok aslında, çünkü yaşamla ilgili bir derdim yok...
Bu yüzden 5 yıl sonrayı göremiyorum ama daha basitçe ( en azından dürüstçe) hayallerim sorulsa anlatacak çok şeyim var...
  Hayaller diyorsam, evim olsun arabam olsun, beyaz atlı prensim olsun filan değil, dedim ya ilgi alanım değil. Olursa da eyvallah olmazsa da, olursa güzel olur o ayrı bir konu... Benim hayallerim daha anlık, daha çocuksu, daha hayal....
  Bu yüzden aşırı kredi kartı borçlarım, herhangi bir mağazanın karşısında akan ağız sularım ve paraya dair planlarım yok... Eşyaya hizmet etmek istemeyenlerdenim... Koltuk takımım milyarlık olsun senelerce onun borcunu ödemek için debeleneyim, belkide o sırada son nefesimi vereyim ama olsun gelenlerin ağzı açık kalsın zihniyetine karşıyım.. Lüks güzeldir ama lükstür olsa da olur olmasa da...
Bu yüzden 5 yıl sonra koltuk borcu ödüyor olmayacağım en azından...
5 yıl sonra 5 yıl sonrayı düşünüyor da olmayacağım...
5 yıl sonra, bugün verdiğim cevapla olduğum yeri kıyaslamayacağım da....
   Ben 5 yıl sonra kendimi çok huzurlu görüyorum yalnızca...
Yeterli bir cevap mı, bilemem....
Ama bence fazlasıyla yeterli...
İşe alındım mı peki?
Tabiki hayır...

Bendeniz 5 yıl sonranın hesap makinası...

 

14 Ağustos 2012 Salı

Şiddetli Şiddet Eğilimsizliği

Sayıklıyorum bazen uyandığımda
Uyanıkken sayıklıyorum
Sayıklamıyorum belkide bilincimi bilinçaltına alıyorum...
Rıfat Atkısız sevmedi beni, Rıfat Atkısız sevmedi beni, Rıf...
Sonu olmuyor, başı nerede başlıyor bilmiyorum...
Didaktik şiirlerin canı cehenneme
Fransız İhtilalinin sanata olan etkisininde...
Molotof kokteylinin, putların, keşmekeşliğin...
Sadece baktığın aynalar kalsın, 
Bir de sessizce gelme eğilimlerin...

Kandilliden duyuruyorlar her gece ve her sabah,
9.2 büyüklüğünde sarsmış aşkım bedenimi... 
Aşkımın ağırlığı bedenime fazla, bedenimin hacmi aşkımı almamakta...
Rıfat'a söyleyin
Göç etmek lazımmış başka bir bedene ve ya aşka...
Misafirperverliğin alemi yok
Bende fazla kalmam zaten parmak uçlarında...

Belki bende bilinmedik bir sebepten kaybolurum yarın sabah
Yolları yola bakan bir yolda...
İhtilalde fransız olurum,
Fransada bir sanat...

Sus sevgilim şimdi...
Kuraklık dudaklarımı kurutmakta....
Zaten Rıfat Atkısız sevmedi beni...

Bendeniz uykusuz tırı vırı...

Bıçkın Hayatsızlıklar

O zaman kamçılayarak sırtımızdan kalbimize ulaşamazdı temiz cellatların kirli elleri...
Alaycı gülümseyişlerimiz nasılda samimi olurlardı...
Omurgalarımıza dokunmazdı enjektörlerin sinsi zehirleri,
Sevgi yoksulluğunda boğulduğun fanus camlarından sever, göğüs kafesinden öperim seni...

Dijital saatler üçü doksanbeş geçerken 
Yaşasın ölümlü dünya!
Yaşamazsa delikanlılığın bitişi olmazmış derim, tamam derler güyya...
Bu arada analoglar kendi havasında, realist takılmakta...
Umur damarlarından  sever, sirayet ettiğin her mekandan öperim seni...

Saadeti cümle içinde kullandığın her kelimeden sever, faizsiz bir dünya hayaliyle öperim seni...


Bendeniz hede hödö...

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Pis İşler Bunlar...

Neler duyuyoruz böyle...
Çıktı mı hakikaten dünyanın çivisi.. Düşmek üzere mi atmosfer boşluğundan bilinmeyene !
Her şey yalanlardan mı ibaret...
İnsanlık ölüm döşeğinde dua mı istemekte !
Yok derviş yok
Kaldırmaz bizim yürek dediğimiz sol yanımız...
Biz aptal adamlarız, çabuk kanarız...
İki çift sözü söyleyenden çok manasına bakarız...
Aşkım diyene aşk ile yanarız...
Biz ne biliriz ağzımızla kuş tutuyor gibi yapmayı...
Yaşadığımızı değil, yaşamak istediğimizi anlatmayı...
Biz Hugo sevgilisini kurtaramadı diye televizyon karşısında hüzünlenen adamlarız...
Tek ümidimiz telefonun ucundakinin doğru tuşa basması...
Biz küçük mutlulukların peşinde koşarız...
Bu yüzden kaybeder, kayıplarımıza yanarız....

Adrese Mesaj....
Bendeniz duyarlı aptallar derneği genel sekreteri...

14 Temmuz 2012 Cumartesi

Domatesli, Maydanozlu... İskender Gibi Daha Çok

- Üzülme hatun, üzülme !
- Nasıl üzülmem Nejat abi be, adam büyük ekran televizyonları bile benden çok seviyor... Nasıl bir mide ağırlığına sebep oluyor bu bir bilsen, bütün dünya midene oturmuş gibi sanki... 
  Bugün bir şeyler olacak hissi vardı içimde maydanozlu, domatesli filan...Menemen gibi değil ama  iskender gibi daha çok.Yesen ağır gelecek ama nefsin körelecek, yemesen aklın kalacak... Bu sefer canım acımıyor Nejat abi, midem ağrıyor midem... Bir kussam diyorum , aslında kussam demiyorum bir sevse diyorum... Geçse midemin ağrısı diyorum, aslında geçse midemin ağrısı demiyorum  geçse canımın ağrısı diyorum... Bu nasıl bir şey Nejat abi? Yani nasıl kurtulunur bundan... Nasıl yaşanır herkes gibi... Böyle menemen gibi iskender gibi değil, insan gibi yaşamak istiyorum işte anla... 
  Şimdi sen bana umursama hiç bir şeyi diyeceksin, en klişesinden... Orada duracaksın işte bu işler böyle yürümüyor... Öyle planlı programlı aşk yaşanmıyor, yaşıyorsan o aşk olmuyor..  Pazardan yeşil biber almaya benziyor bu aşk meşk tantanası... Tartıda 3 kilosu 12 lira be abi... On iki li-ra... Güç mü yeter almaya hadi aldın diyelim ay sonu nasıl gelir düşünmez mi insan! İşte bu da öyle bir şey... Ya ay sonunu düşüneceksin, ya mideni... Bak gene geldik mideye, ağrıyor ya aklımdan çıkmıyor işte...
  Neyse nereye bağlayacağımı unuttum abi, sen topla kafanda işte ne demek istediğimi... Elden ne gelir, elini ayağını bağlayıp oturtamazsın ki gidecek adamı kalbinin tam ortasına.. Gidecekse gidecek işte... Su akacak bulacak yatağını ya da çatlağını...
- Üzülme hatun bu kadar....
- Ohooo sen hala orada mısın be Nejat abi... !

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Perşembe Günü

Günlerden Perşembe ise, hava güneşli ama yağmur yağacak hissi yaratıyor ise... O gün kesin bir şey olur....


-Özler misin beni?
-Ne diyorsun duymuyorum.
-Özler misin beni diyorum!
-Ne zaman?
-Ne bileyim şimdi mesela, bir eylem sırasında ya da lokum eşliğinde türk kahvesi içerken filan özler misin?
-Özlerim....

 *******************************
Bir Perşembe Sabahı

  Bugünden sonra isteyipte elde edemediğimiz hiçbir şey kalmayacak... Ne yani hayattaki tek emelimiz bu eylemin sonlanması mıydı ! Baskılı t-shirtler giyip, hazırlanan pankartları tam zamanında açtığımızda bitecek miydi her şey...
  Aylardır hazırlandığımız 3 kişilik eylem, insanlık için küçük bizim için son adımdı.... Kırmızı üzerine beyaz ve siyah harflerle yazdığımız  'Biz Sinirlendiğimizde Hiç Hoş Şeyler Olmaz'  yazılı t-shirtleri giymiş, 'Her Şarkıda Kendimizi Bulmak İstemiyoruz.' , 'Aşk Şarkıları, Ayrılığı Değil, Aşkı Anlatsın' , ' Sen Bestele, Ben Okurum Sevgilim' yazılı pankartlar hazırlamıştık. Evet insanlığın derdi fazlaydı ve bir eylemle halledilemeyecek kadar büyüktü... O zaman halledilebilir şeyleri dile getirmek gerekirdi...
  İlişkimiz boyunca sevgilimle bir şarkımız olsun istedik hep, kafede, sokakta, arabalarda çalan tüm seslere kulak kabarttık... Bizi anlatan, bizden bahseden, bize benzeyen bir parça olmalı düşüncesi içerisinde gezdik haftalarca ama hayır bir tane bile bulamadık, hatta aşkımızı anlatan bir şarkı bulmayı bırakın, ayrılık şarkıları dinlemekten ayrılık fikrinde boğulduk ve ayrıldık... Benim aşkımın bitme sebebi aşk şarkıları başlığı altında söylenen ayrılık şarkılarıydı ve sessiz kalamazdım. İntikam güdüsünden yoksun doğduğum için, misilleme yanlısı olmak zorundaydım. Bizi ayıran şarkılarla insanların arasını açmalıydım...
  Mahperi ve zat-ı şahane (can dostum)  Nejat sebebini tam olarak bilmeseler de, benimle aynı fikirde olup önerilerde bulunuyorlardı. Eylem fikri de Nejat'a aitti. Nejat Moskova'dan geleli çok olmamıştı, eylem fikrinde bulunmasına şaşırmamıştık bu yüzden... Bir fikirde kararlıysanız geriye sadece icraata geçme kısmı kalır ve icraat kısmı için beklemek yersizdir... Harekete geçtik... Bugün hareketin ilk ve son adımı atılacak, ben huzur bulacaktım... Mahperi bütün kanalları aramıştı  ve fikrimizi anlatmıştı, saçma ve ya ilginç geldiğinden hepsi ilgilenmişti bu eylemle, bu gün öğlen hepsi yayında olacaktı... Daha ne olsundu...

Bir Perşembe Öğleni

  Mahperi, ben ve Nejat ; Nejat'ın arkadaşından ödünç aldığı 2011 model kırmızı Ford Kuga ile Tandoğan meydanına doğru yol alıyoruz. Bir eyleme bu kadar lüks arabayla gidilmemeli dediysem de fazla dikkate alındığım söylenemez, zaten yaptığımız şeyde dikkate alınacak bir şey miydi bilemiyorum. Tandoğana yaklaştığımızda bir sigara yaktım... Bilirsiniz bir ortamda sigara yakıldı mı içen herkes de bir sigara yakar. Trafiğin sıkışıklığında camları açmış, hava alıyor, nikotin üflüyorduk. Meydana geldiğimizde hepimiz aynı anda söndürdük sigaraları... T-shirtleri zaten giyip gelmiştik. Pankartlarda yanımızda hemen ulaşabileceğimiz bir yerdeydi. Kameraları çağırdığımız saate 15 dakika vardı.Nejat radyoyu açmaya yeltendi... 
'Saçmalama, yapacağımız şeye bak, senin yaptığına bak, tutarsızlığa gerek yok, müziğe de ' dedim.
Vazgeçti...

Yarım Saat Sonra

-Özler misin beni?
-Ne diyorsun duymuyorum.
-Özler misin beni diyorum!
-Ne zaman?
-Ne bileyim şimdi mesela, bir eylem sırasında ya da lokum eşliğinde türk kahvesi içerken filan özler misin?
-Özlerim de neler oluyor.
-Beni özleyecek kimseyi  bırakmadım geride,  bana bir şey olursa biri beni özlesin istedim işte...Şuanda harakiri yönteminin realistliğiyle ölmek istiyorum çünkü...
- Hacım neler oluyor burada?
-Bilmiyorum.

Tandoğan'da her zaman bir eylem mevcuttur. Aslında yaptığımız şeyde eylem filan değildi, bunu üçümüzde biliyorduk.. Belki televizyon karşısındaki insanlara rezil olmak istiyorduk ya da kendimizi bir şeye adamak... Sebebini tam bilmiyorum... Ama ne istediğimizin önemi kalmamıştı, rezilliğin daniskasını yaşamıştık. İşçi bayramı kutlamalarının ortasında davul zurnanın içinde bulmuştuk kendimizi... Müziksiz bir dünyayı savunurken halayların içinde pankartları elinde 3 dangalaktık işte... Kameralar bizi çekerken muhabirler durumumuzun komikliğinden bahsediyorlardı... 
'Aşk şarkılarının ayrılıklara neden olduğunu savunan 3 genç, işçi bayramı kutlamalarında davul zurna eşliğinde sloganlarını duyurmaya çalışırlarken, bir yandan halaya eşlik etmeleri için zorlanmaktalar... Türkiye tarihinde böyle bir eylem ilk kez yapılacakken her yıl kutlanan işçi bayramı kutlamaları seslerini duyurmalarına engel olmakta... Şimdi gençlerden birinin konuyla ilgili fikirlerini aktarmak isterim'

Bir anda mikrofon ağzımın dibinde bitmişti. 
-Bu eylemde yeterince sesinizi duyuramadınız sanırım. Neler söyleyeceksiniz?
- Şuanda üzerimdeki  yazıyı çekiyorsa kameralar, ya da pankartlarımız ekranlara yansımışsa sesimizi duyurabilmişiz demektir ama yine de samimi olmak gerekirse biraz hüsrana uğradık. Evet aşk şarkılarının ayrılığa neden olduğunu savunuyoruz ama unuttuğumuz bir şeyi hatırladık burada. Aşk şarkılarına karşıysan halay parçaları dinle şeklinde bir pankart hazırlayabilir ya da bundan sonraki hayatımızı halay çekerek geçirebilirdik.
- Peki bundan sonra yine benzer eylemleriniz olacak mı ?
- 1 Mayıs gününü hesaba katmamış eylemciler olarak, sanırım bir daha eylem yapacak olursak 1 Temmuz Kabotaj Bayramını seçeriz. Kendimizde o potansiyeli görüyorum.
-Çok teşekkür ediyorum, sizi de halaydan bekliyorlar sanırım.
- Ben teşekkür ederim.

Bir Perşembe Akşamı

Mahperi, ben ve Nejat televizyon karşısında kanaldan kanala zap yaparken, ana haber bültenlerinin ana konusu olduğumuzu farkettik... Sandığımızdan fazla ses getirmiştik. İstediğimiz gibi gitmemişti hiçbir şey ama herkese kendimizi izletmeyi başarmıştık sonuçta... Sloganlarımız twitter'in en çok ilgi gören retwitterlerinden olmuş, sosyal paylaşım hesaplarımız ekleme talepleriyle dolmuştu.
Bizimle aynı fikirde olan insanların olduğunu öğrenmekle birlikte, bir sürü halay parçasını repertuarımıza katmıştık.

Bir Perşembe Gecesi

Günlerden Perşembe ise, hava güneşli ama yağmur yağacak hissi yaratıyor ise... O gün kesin bir şey olurdu... Bu yüzden bugün olanlara hiç şaşırmadım... 

Bendeniz öyle biri

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Habip Hobo'ya Dair

-Bir erkeğin hayatında, yenilgiyi kabul eder gibi yaparak zafere ulaştığı anlar vardır...
-Bir erkeğin hayatında, beyninin ve kalbinin çevresine ördüğü uygarlık duvarının tuğlalarını patlatan bir şok yaşadığı belli bir an vardır.
-Bir erkeğin hayatında, ömür billah minnettar kaldığı bir ustası vardır.
-Bir erkeğin hayatında, suça hile ile karşılık verdiği anlar vardır.
-Bir erkeğin hayatında, anılarının zihnini zaptettiği vakitler vardır.
-Bir erkeğin hayatında, burnunun dibindeki bir şeyi bunca zaman nasıl göremediğine şaşırdığı anlar vardır.
-Bir erkeğin hayatında, en zor sorular için hazırladığı zor cevaplar vardır.
-Bir erkeğin hayatında, ilkel duygularla modern silahlara yöneldiği anlar vardır.
-Bir erkeğin hayatında, öfkesini gemlemesi gereken anlar vardır.
-Bir erkeğin hayatında, teselliyi martavalda bulduğu anlar vardır.
-Bir erkeğin hayatında, sigortanın attığı anlar vardır.
-Bir erkeğin hayatında, birçok kapıya uyan anahtar kelimeler vardır.
-Bir erkeğin hayatında, tesadüflerin toplamından fazla bir şey yoktur.



Habip Hobo, Dublörün Dilemması

Origamiden Kuş Yapımı

  Marla'nın düşüncelerini anlamak her zaman mümkün olmuyordu... Kabuslu geceleri olduğu kadar, saçma geceleri de vardı...Kıraç'ı görmüştü bir gece rüyasında mesela.... Totem usulüyle yastığa başını koyanlar, rüyasında Sigmund'u bile görebilir... Çok lazımmış gibi...
  Bazı adamlar vardır 2 kere sallansa seni beni satın alır, bazıları da vardır iki sallanır aklını başından alır....Hangisinin daha mübah olduğu kişilikten kişiliğe değişim gösterir, benim için aklımı başımdan alması yeterlidir...
  Toprak bölünmesin diye öküzü evliliğe ortak edenlerin çocuklarının mutsuzluğundan toprakta, öküzde mesul değildir.
  Birine hediye alacağın  zaman (kadın, erkek farketmez), en güzel hediye ona sımsıkı sarılmaktır... Adamsa değerini anlar zaten... 3 kuruşluk somutluğun peşine düşmez...
  İsmini vermek istemeyen izleyiciyle ilgili sosyal paylaşım siteleri üzerinde 4 milyon 3278 kez farklı espriler türetildiği için bu konuyu es geçiyorum..
  'Yazana yılan bile dokunmaz' diyen arkadaşımın sözüne inanarak yazı yazarken paranoyak yanımı  sakız kağıdının içine koyup jelatini buruşturarak masanın üstüne bırakıyor, yazım bitene kadar rahat nefes alıyorum....
  Kitap okuyan kesime burjuva diyenleri esefle kınıyor, itiraz ediyorum.. Hayır burjuva değil, aristokrat olabilme ütopyasında köleleriz yanlızca...
  Bazen saçmalamakta, saçmalayan bir insanı dinlemekte mutluluğun sırrını bulmaktan daha çok mutluluk verir... Saçmalamak çok ciddi bir toplantıda veya konuşmada değilseniz güzeldir...
  Saptırımlara kişilikleri kaptırımın çok yüksek olduğu günümüzde, kendi sapkınlıklarımızı yaşamak neredeyse imkansız... Toplu olarak bir sapkınlık yapamıyorsak, düzgün insanlar gibi davranıyoruz...
  Kasetlere radyo yayınını kaydetme geleneğinin CD çalar ve mp3ün icadıyla geçmiş çukuruna gömülmüş olması, CD çaları icat edenin değil, bütün insanlığın ortak yapım suçudur... Geleneklere ve geçmişe saygıyla eğilmeyi eziklik sayanlar, CD çalarlarıyla kibire kafa sallayanlardır....

Bendeniz biri diye biri...

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Menteşizm

Ey kendim nerdesin ?
Ölsem haberin olmayacak.

****************
Gökle bir olmadıkça
Yerle bir oluyor insan.

murat menteş

30 Haziran 2012 Cumartesi

Her Sene Yaparım

Her sene yaparım bunu... Her doğum günümde notlar alırım kendime.. Bu da benden bana not kısmı işte....


Çok acımasız geldi bu gün bana...
Büyüyorsun diyordu bu gün, yaşlanıyorsun,
Yaşınla beraber büyüyor iyi kötü her şey, diyordu...
Haklıydı ve haklılığı korkutuyordu beni...


Bu gün çok buruk geldi bana...
Bana ait değilmiş, bugün ben doğmamışım, yıllar önce bugün yaşanmamış gibi...
Bu gün birisi doğması gerekiyormuş, o benmişim gibi..


Bu gün güzeldi bir yandan...
Öğreniyorsun diyordu bana...
Yanlışla doğrunun arasındaki farkı öğreniyorsun,
Yapacaklarınla yapmaman gerekenleri ayırt edebiliyorsun, diyordu...
Ama akıllı değilsin diye not düşüyordu...
Aklın değil sana bunları yaptıran  yaşadıkların, tecrübelerin, duydukların gördüklerin diyordu...
Haklıydı akıl denilen şey beş para etmezdi....


Merhamet diyordu bana,öğren...
Sabır diyordu, öğren...
Aşk diyordu, öğren...
Can diyordu, canan diyordu
Hepsini yaşa diyordu...
Uyan hadi diye bağırıyordu...
Feryadı da, uğraşı da banaydı...
Bildiğim için ne dediyse hiç birine kızmadım...
Beni koruyan şey, dilimdeki değil, yüreğimdekiydi.
Bu yüzden bugün tüm yüreğimle söylüyorum ki
Ben bundan 10 yıl önce küçücük bir kız çocuğuydum, neyin ne olduğundan habersiz....
Bugüne bugün kocaman kız oldum, neyin ne olduğundan hala habersiz....
Ve aynı bihaberlikle söylüyorum
HAYIR DEDİĞİN HER ŞEY ÇOK HAYIR
ŞER DEDİĞİN HER ŞEY HAYIRDAN DA HAYIR....


Bendeniz doğum günü 30 haziran olan kız...


Kendimden kendime notlar....



28 Haziran 2012 Perşembe

Benim Sesim Yalnızca Ağlarken Ciddileşir

Bir günün akşamında kalabalık bir sokakta hüzünlenmeye ancak bir şarkı sebep olabilir.
Ankara'lı olmaktandır belkide Mamağın sonbaharına hüzünlenebilmek...
Hava kararmıştı...
Kalabalık hala kalabalıktı...
Hani canı yanmaz insanın bazen, canı çıkar resmen...
Öyle bir akşamdı işte
Detaya fazla gerek yok...
Çokta soğuk olmayan o bankta 
Mamağa hüzünlenirmişcesine
Kendime hüzünlenmiştim...
Benim sesim yalnızca ağlarken ciddileşirdi...Çok ciddiydim....

25 Haziran 2012 Pazartesi

Bir şeyler Yapasım Var!

Vazgeçesim var kendimden bile...
Bırakıp gidesim var bedenimi bedende...
Alıp kaçasım, uzaklaştırasım var ruhumu,
Nefs-i Emmareden, Levvameden...
O'nsuz olmaz, gitmez ruhda bedende bir adım öteye...
Rızasıyla sığınasım var herşeyden, herşey olana...

Bu sefer ağlayasım var canımın canı,
Halime, haline, halimize...
Ellerim semada dualarda yaşayasım var
Nurundan, nur layık gören,
Işığından ışık veren
Yüreğe merhameti verene...

Şimdi sevesim var canımın canı
Ne desem boş
Ne desem haybeye
Anlayan, anlatandan güzel...
Söyleten, söyleyenden daha öte....

-Bendeniz insanlıktan nasibini almış, insanlığın para etmediğini anlamış biri

20 Haziran 2012 Çarşamba

Seni Düşünüyordum

- Bende seni düşünüyordum tam üstüne aradın....
İyiyim ben merak etme, bir yanım kocaman bir kadın, bir yanım küçücük bir oyun çocuğu hala... 
Yaşlanan bedenim mi, ruhum mu işte onu bilemiyorum Diego... 
Nasıl bir muammanın arasında sıkışıp kaldık böyle biz ! ... 
Kim olduğumuzu bulamazken, kim olduklarını anlamaya çalışıyoruz masanın karşısında oturan adamların...
Yoruluyoruz Diego, 
Durduk yere yoruyoruz işte kendimizi böyle...
Şimdi söyle Diego
Sen kimsin,
Ben kimim,
Masanın karşısındaki adam kim?
İyi ki aradın Diego bende tam ne yapmamız gerektiğini düşünüyordum...

-Bendeniz Diego'nun aklına gelen ilk kişi

17 Haziran 2012 Pazar

Kimiz biz !

Biz görevimizi icra etmiştik yalnızca...
Benim yıllarım onun 6 ayıydı ve o 6 aya yıllarımı feda etmiş olmam devede kulaktı sadece...


Bazen çıktığın yolun nereye gideceğini bilmezsin,
Hangi sözcük neye hizmet etmekte kestiremezsin...
Susmak bile ilerlemektir bilemezsin...
Sonra bir gün gelir o gün bayram günü gibidir,
İşte o zaman anlarsın çıktığın yol şeriyle hayırdır aslında...
'Niye' sorularının anlamsızlaşması bundandır...
Sen şer dediğinle hayır olmuşsundur...
Hayrın mutluluk olur, aklına hiç gelmeyecek ruhlarda...
Sen topraksındır yoktur kudretin ama toprağa ruh üfleyen yazmıştır topraktan yarattığının kaderini....
Sen hayrınla şerinle topraksındır hala ama vesile olmuşssundur mutluluklara...
Bazen yarınlara vesile
Bazen dünlere ilaçsındır...
Kulsundur önce, insansındır sonra...
Kulluğun şükreder hep,
İnsanlığın isyan...
İnsanlığı at kenara
Kulluğunla kal baş başa, işte o zaman insan olursun gerçek anlamda...
İnsan olmak için harcarsın önce yıllarını
Sonra insanlığını unutup kul olmak için ...
Baştan kulluğun anlamını bilen öndedir insan olmaya uğraşandan...
Biz insanlığımıza yenildik zamanında
Hatırlattı Yaradan 6 ayın sonunda...
Biz gaibi önceden bilen Rabbin kullarıydık yalnızca...

11 Haziran 2012 Pazartesi

Bu ne Haldir?

İstanbul'un fethinden sonra Bizans İmparatorlarının sarayını gezen Padişah, bir ara mahzene iner, İniltiler duyar. Kapıları bir bir yoklar. Nihayet küçük, taş bir odada zayıf, yaşlı papazla karşılaşıp sorar:
- Bu ne haldir, sizi niye hapsettiler?
Papaz cevap verir:
- Şevketlü Padişah, arzedeyim: Muhasara başlayınca Konstantin Dragezes İmparator, bendenizi huzuruna çağırdı. Şehrin Osmanlılar tarafından alınıp alınamayacağını sordu. Şimdiye kadar okuduklarıma, öğrendiklerime dayanarak bu muhasaranın 'son muhasara' olduğunu, şehrin elimizden çıkacağını ifade ettim. Çok kızdı. Beni hem dövdürdü, hem de buraya kapattırdı. O günden beri zindanda yaşamaktayım.
Fatih bir an düşündükten sonra sorar:
- Peki bu şehr-i Sitanbul gün olur bizim de elimizden çıkar mı ?
Bunun cevabı düşündürücüdür.
- Vakta ki içinizde fesat arta, insanınız kendi menfaatine ramola, emvalini yabancılara satanlar çoğala ve yabancıdan medet umanlar ziyade ola, şehir sizden dahi çıka.
Fatih oracıkta diz çöküp ellerini açar:
- Ya Rab! Dilerim, böyleleri kahrına ve gazabına uğrasın!

Y.Bahadıroğlu - İki Çağın Sultanı Fatih Sultan Mehmet (syf. 209)

10 Haziran 2012 Pazar

Benim İçin

Benim için dua et...
Bineyim huzurun atına,
Karalayayım karalama defterimi bir çırpı da...
Gözyaşlarımdan birini de akıtayım ecdadıma...
Döneyim durayım hep aynı yere geleyim
O yer ölüm olsun, bağırsın kulağıma...

Benim için dua et 
Susayım konuşmayayım tek bir kelime bile
Ne varsa gözlerimden anla !
Bir sigara yakayım sonra,
Yok böyle olmaz diyeyim, söndüreyim aynı hızla...
Geçeyim televizyonun karşısına 
Meydan okuyayım kazanacağımı bile bile... 

Ama sen benim için dua et...
Hatta beddua et 
'Aklından geçenler başına gelsin' de.
Başıma gelenler başına gelsin
Bin benimle huzur atına...

Sen başla ...
Ben bitireyim...
Ben bitireyim,
Sen başla...

-Bendeniz insan diye biri...

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Minimal Hikaye

Sonra özlediğini hissettim.
'Neden aramadın?' sorusunun yanıtı da buydu.
Özlemesini bekledim.
Aradım...
Özlemiş.

30 Nisan 2012 Pazartesi

Anne ben Fotoblog oldum :/

(caps lock on) nokta (caps lock off)

Şaka yapıyorum fotoblog olmadım , olmayacağım... O güzel gözlerinizin bakacak bir şeylere ihtiyacı olduğunda dudaklarınıza tebessüm gönderebilmesi için yükledim bunu =)

25 Nisan 2012 Çarşamba

Veda

 Bu sefer uzun oldu sayın okuyucum ama sonuna kadar okuma sabrını gösterirsen pişman olmayacaksın bence =)
   


    -Şair baki kimdir, ne tür şiir yazar? Prezeve deniz savaşındaki geminin adı nedir? İlk cinayetten içeri atılan mahkumun adı neydi? Kitaplarım, kitaplarım neredeler! 
Nefes al, nefes ver, nefes... al... nefes... ver...
    Türkler tarafından kurulan ilk gizli örgütün adı neydi ?Bildiğim şeyler bunlar, hatırlayabilirim. Hadi hatırla...Daha kolay şeyler düşün bunlar zor...
Atlantis ilköğretim okulu... Hayır, hayır orada okumadım ben... Nerede okudum o zaman !Hepsi beynimin içinde bir yerlerde biliyorum...
Peki O? Nerede tanışmıştık, sakallı mıydı, sakalsız mı, benden uzun muydu?
Hey sen, hayal misin gerçek mi ?
                      
                      ****************************************************

Arabanın sağında telaşlı kadın,
Solunda her şeyin sorumlusu bir adam...

- Arkamızdalar!
- Yediğin haltların açığa çıkarmak için geç bile kaldılar.
- Ben bir şey yapmadım.
- Eminim.. Ben gerçekten korkuyorum artık olanlardan ...
- Korkacak bir şey yok. Her zaman ki gibi atlatırım onları endişelenme...Hala arkamızdalar zaten!
- Ne zamana kadar kaçacaksın?
-  Bilmiyorum. Sus artık...

   Yağmurun hızlanmasıyla aracın görüş açısı iyice azalmıştı. Kaçan kaçmakta zorlanıyordu, kovalayan kovalamakta...Kadın baş parmağında takılı olan metal yüzüğü işaret parmağıyla çeviriyordu.(Ne zaman korksa böyle yapardı)...Konunun kendisiyle bir ilgisi olmaması ayrı bir konuydu aslında. Böyle bir adamın yanında , onun yaptıkları yüzünden kaçmak yapacağı en son şey olmalıydı  ama yine de yanındaydı sebebini bilmediği bir şekilde.
Ne zaman bitecek bunlar düşüncesi  neredeyse her gün aklına geliyordu.
   Kimin yanındayım ben, bir yalancı, bir kanun kaçağı, bir duygu kaçağı... Beni seviyor mu onu bile bilmiyorum. Seviyor olsaydı beni bunlara ortak eder miydi ? Yanında olmamı istiyordur belki. Düşünerek öleceğim ben hiçbir şeyden ölmezsem.. Neden kaçıyoruz acaba ?


-Durmayacak mısın artık?
-İlerde bir yer var orada duracağım. Burada durmamız uygun olmaz.
- Ne kadar sürer oraya gitmemiz?
- Yarım saat kadar. Biraz daha sabret.
- Uykum gelmeye başladı.
- Uyu hadi sen. Ben uyandırırım seni..

Kadının uyuması çok zaman almadı, uyanması da... Bomboş bir arazi, sert rüzgar ve yağmur... Issız bir adadan farkı yoktu buranın...

- Hadi iniyoruz.
- İnmeyelim, yağmuru görmüyor musun, bırak uyuyayım, sende uyu işte biraz. Yoruldun araba kullanmaktan zaten.
- Olmaz iniyoruz..
-Şemsiy...
- İn artık hadi...

Apar topar ikisi de indi arabadan... Dizlerine kadar çamura battılar... Adam, kadının kolundan çekiştiriyordu.Canının acıdığını umursamadan...

-Kimse yok. Sakin ol artık ya!
-Bu yüzden acele ediyorum. Şuan hiç kimse yok.
-Ne oluyor... Anlat...


Boş arazide koşar gibi yürüyorlardı. Ne olup bittiğini anlamanın imkanı yoktu.Kazılmış bir çukurun yanına geldiklerinde adam kadının kolunu bıraktı. Nefes nefeselerdi. Adam çukurun yanına çöktü boş gözlerle yalnızca kazılmış derinliğe bakıyor. Kadın hemen sağında ayakta adama bakıyor, neler  olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Gözlerinden istemsizce akan yaş ise korkusunun  -belirtisiydi yalnızca. Rüzgar daha sert esiyordu, yüzü üşüdü...


- Hazır mısın ?
- Neye?
-Beni öldürmeye.
- Seni öldürmeyeceğim.
- Bu yüzden buradasın. Bu çukur bu yüzden kazıldı. Bu çukur bir tek senin bildiğin mezarım benim.

Kadın, beyninden vurulmuşa döndü. Katil değildi, olamazdı. Bu intihara ortak olmamalıydı.

- Neden ölmek istiyorsun adam, neden?
- Görmüyor musun peşimdeler, bırakırlar mı sanıyorsun! Bırakmayacaklar.
- Yapma lütfen. Hastasın sen, halüsinasyon görüyorsun, takip edildiğini sanıyorsun, kaçıyorsun ve sırf seni sevdiğim için hepsi gerçekmiş gibi davranıyorum. Şimdi hiç var olmamış şeyler için katilin olmayacağım. Gerçek değil adam hiçbir şey, gerçek değil sakin ol !
-Yoklar öyle mi ? hıh... kim yok söyler misin bana ?
- İşte peşinde olduğunu söylediğin hiçbir şey peşinde değil buraya kadar takip edildiğimiz için değil, sen istediğin için geldik..
Adamın gözlerinden yaşlar süzüldü önce, sonra o yaşlar sel oldu, sonra hıçırıkları feryat gibi kulak tırmalıyordu.Çamurun üzerine, yüzü çukura dönük uzandı. Oyuncağı kırılmış bir çocuk gibiydi şimdi...

 'Peşimdeki adamları bir kez yakından gör isterdim kadın... Uzun boylu iri yarı, siyah kar botlu cellatlar onlar... Kucaklarında bir kutu, kutunun içinde yalanlarım... Onları getiriyorlar peşimden, hiç unutmayayım istiyorlar, hepsini söyleyeyim, hepsini kabulleneyim istiyorlar ama bilmiyorlar ki ben o kadar güçlü değilim. Şimdi sen yalanlarımı duymak ister misin! Kimse istemez. Bak ben bile istemiyorum. Onları görürsen söyle tamam mı ben o yalanları söylerken açıklamam gerekeceğini hiç düşünmedim, pişman olacağımı hiç düşünmedim, peşimi bırakmayacaklarını hiç düşünmedim'

-Tamam bir daha o kutuyu getirirlerse beraber açar beraber göğüs gereriz her şeye sen şimdi sakin ol olur mu?


- Olmayacak öyle bir gün kadın.. Hemen en hızlı şekilde kabullen!

Adam yattığı yerden kalktı, üstü başı çamur içinde kalmıştı. Akan burnunu koluna sildi, diğer koluyla yüzünü temizledi. Belinden çıkardığı silahı kadına uzattı.

- Evde bir mektup var. Yurtdışına çıktığımı adımı değiştirdiğimi ve bir daha Türkiye'ye hiç dönmeyeceğim yazıyor, sana bir şey olmasına izin vermem. Arabamı  senin üzerine geçirdi avukatım, buradan kendi arabanla gideceksin, kimse hiçbir şey düşünmeyecek. Anladın mı ?
-Neden ben, hııııııı, neden..... ben.... neden.... neden... neden....?
-Yalanlarının karşısına çıkmaya korkan bir adam, ölüme kendisi tetik çekebilir mi sanıyorsun. Korkak biriyim, korkak öleceğim...
- Olmaz.. hayır... ben... yapamam...
- Al şunu...Kimse yok hadi....

Kadın, rüya olması için dua ediyordu içinden... Kucağında bir silahla yığılmıştı yere. Elleri titriyor, başı dönüyordu. Ağlamaktan  gözleri de akacaktı sanki yanaklarından aşağı....

- Kalk ayağa...Çek hadi şu tetiği!
-Ben y....
- Kalk dedim...

Kadın yalpalayarak kalktı yerden...

- Şimdi beni dinle kadın.. Öldüğümden emin olduğunda buraya gömersin beni... Çamur zaten toprağı sıkıştıracaktık ne kazıldığı, ne açıldığı belli olur...Eğer yapmamakta ısrarcıysan olacakları söyleyim sana... Birileri gelip ikimizi de öldürecek ve ben senin ölmeni istemiyorum...
- Birileri kim?
- Peşimdekiler...
- Hastasın sen!
- Geç karşıma hadi !

Kadınla adam bir nefes uzaklıkla göz gözelerdi. Kadın ağlıyordu sadece. Adam ise geçmişinden pişman ama çaresizdi bu yüzden güçlü durmaya çalışıyordu.

- Gözlerine bakamam arkanı dön.
- Öldüğümden emin ol.
- Nasıl?

Adam elini sırtına doğru götürdü ve silahı tam kalbine gelecek hizaya dayadı.
'Şimdi eminiz'

Adam gözlerini kapatmış beklemesine rağmen, dakikalarca hiçbir şey hissedemedi. 'Hadi'

-Yapamıyorum...
- Kapa gözlerini ve 3 dediğimde....
Kadın öyle sıkı kapattı ki gözlerini hiçbir şeye şahit olmamak için garantiye alır gibiydi kendini....

-1...
2...
3...

Bir el silah sesi...
Kadın aynı anda yok etti hafızasındaki silah sesini hatırlamamalıydı bu anı. Başını çukurun tam tersi istikametine çevirip adamı var gücüyle mezarına itti, elindeki silahı da çukura fırlattı... Ve koştu.. Ağlayarak, içini dışına çıkararak, ölürcesine, öldürürcesine... Öldürdüğü adam hayal gibiydi. Hiç yaşamamış, hiç tanışmamış ve onu öldürmemiş gibi... Bir sürü şey geçiyordu aklından ama hiçbiri kendine ait değil gibiydi...


  -Şair baki kimdir, ne tür şiir yazar? Prezeve deniz savaşındaki geminin adı nedir? İlk cinayetten içeri atılan mahkumun adı neydi? Kitaplarım, kitaplarım neredeler! 
Nefes al, nefes ver, nefes... al... nefes... ver...
    Türkler tarafından kurulan ilk gizli örgütün adı neydi ?Bildiğim şeyler bunlar, hatırlayabilirim. Hadi hatırla...Daha kolay şeyler düşün bunlar zor...
Atlantis ilköğretim okulu... Hayır, hayır orada okumadım ben... Nerede okudum o zaman !Hepsi beynimin içinde bir yerlerde biliyorum...
Peki O? Nerede tanışmıştık, sakallı mıydı, sakalsız mı, benden uzun muydu?


Hey sen, hayal misin gerçek mi ?

Bir aracın yaklaştığını ve o araçtan birinin indiğini hiç farketmemişti. Mezarın üstünü kapatmadığı aklına bile gelmedi...


-Sana diyorum gerçek misin sen?


Adam hiçbir şey söylemeden yürümeye devam etti. Yeterince yaklaştığında adam artık ana hatlarıyla görülebiliyordu. Uzun boylu iri yarı, siyah kar botlu bir adam elindeki kutuyu kadına uzattı.
Aç dedi...
-Gerçek misin onu söyle ?
- Gerçeğim...
Kadın bir emir gibi hissetti bunu ve hemen açtı kutuyu... Üzerinde tarih ve saat atılmış bir sürü not kağıtlarıyla doluydu kutu...Adamın yalanları dedi içinden hepsini sırayla okudu, kendiyle ilgili olanlarda vardı. Nasıl söyleyebildi bana bunları diye hayıflandı için için. Bazı kağıtları okurken 'iyi ki öldü' diyesi bile geldi...

Bir kalem ve bir sürü not kağıdı uzattı iri yarı adam...
 Yaz dedi
- Ne yazacağım...
- O sana söylediklerini yazdı sende ona söylediğin yalanları yazacaksın...
- Neden?
- Yaz sadece...

Kadın bir süre düşündü . Önce 'Sensiz ben ölürüm' demişti ilk aşık olduğunda onu yazmayı düşündü ama kendi elleriyle öldürmüştü bunu yazması saçma olurdu..Yazmadı.
Sonra tek bir kağıt attı kutuya....Kapattı kutuyu adama geri verdi.

Kadın yürümeye, adam onu takip etmeye başladı...

Durduklarında mezarın başındalardı..
Adam kutuyu çamurlu mezara boşalttı, kağıtlar kahverengi ıslaklıkta yok oldular.

'Ona bazen seni sevmiyorum diyorum' yazmıştı ölü adam kağıtlardan birine. Demek ki hep sevmişti onu ama ihanette etmişti, kendiyle ilgili yalanlarda söylemişti. Ama yine de sevmişti, değer vermişti...
Düşüncelerinin sonu gelmiyordu, olan bitenin içinden çıkamıyordu. Doğruyla yanlışı, hayaller gerçeği ayırt edemiyordu...
Kadın mezara uzandı adamın yüzünü okşadı, kağıtlara baktı ve silahı aldı.

Bir el silah sesi duyuldu.Kadın adamı vurduğu hizadan göğüs kafesinin üstünden kendini vurdu ve aynı mezarın içine yığıldı.

İri adam mezarın üstünü kapattı ve arabaya binip uzaklaştı oradan...

                                  ********************************
-Nefes al.... Nefes ver.... Nefes... al... nefes...
-Boşa uğraşma nefes yok burada! Ne yazdın o kağıda !
'Bir gün memlekette evimiz olsun, yazları orada yaşarız demiştin de ölsem gelmem demiştim '
- Yalan mıydı bu?
- Ölüme geldim....
- Sana söylediğim yalanlardan sonra mı ?
-Bana yalan söylemediğin zamanlar için.
- Öldük değil mi ?
- Göğsünde uyur gibi hemde...

 BENDENİZ GERÇEKÇİ OLALIM  HAYALPEREST  BİRİ


 Ben kadınla adamı öldürdüm bugün... Roxanne, Mehmet, Frodo, Marla, Aslı, Bora hepsi bugün burada öldü... Artık onlar adına  yazacak bir şey yok. Bu benim cinayet teşebbüsümün başarısıdır.

Gidiş nedenimle ilgili kısa bir özet geçerim bir ara belki..
Bu yazı çok uzun oldu çünkü...
Yorum yazmak isterseniz yorumlarınız ne olursa olsun onaylanacaktır...

Sevgiler 
Saygılar
Öperim

18 Nisan 2012 Çarşamba

Tarafsızlık Tarafı

Sağ, baştan say...
baş parmak, işaret parmağı, orta parmak, yüzük parmağı, kuş parmak...

Sol, baştan say...
Kuş parmak, yüzük parmağı ,orta parmak,  ...

Tamam herkes burada yerinde olduğuna göre bir sigara yakıp başlayabiliriz...
Henüz ne anlatacağımı bilemiyorum sanırım önemli bir şeylerden bahsedeceğim ya da saçmalayacağım henüz karar vermedim...


               **************************************************************


-Sağcı mısın, solcu mu sen nesin?
-Bunlardan biri olmak zorunda mıyım ?
-Bunlardan biri olmalısın Marla... Hayata karşı bir duruşun olmalı...
-Seni mi kıracağım... Tarafsız tarafta olurum bende.. Beynimin içi hep çekimser olur...Tarafsızlıkta bir taraf değil mi ?... Toplansak bir eylem yapabiliriz!
-Saçmalama, bir fikrin olmalı, bir bakış açın, bir şey uğruna söyleyecek sözlerin olmalı.. Tarafın somut olmalı Marla...
-Benim somut taraflarım var zaten...Türk kahvesinin tarafını tutuyorum mesela... Az şekerli, çok telveli. Hafif acı ama yine de tatlı.. Bence Türk kahvesinden daha gerçek bir şey yok, üretiminin doğruluğunu ve güzelliğini sonuna kadar savunurum...


   Sonra çikolatalı pudingin tarafındayım çocukluğumdan beri... O sütlaç denen prinçli şey ona asla rakip olamaz ya da sonradan çıkan çileklisi, muzlusu filan muhalefet bile değiller gözümde... Çikolatalı pudingin verdiği hissi hiç biri veremez. Markette  seçim yapmam gerekse hiç düşünmeden onu götürürüm kasaya...


- Sabrımı taşırıyorsun sen, gerçekten taşırıyorsun, büyü biraz, ciddiye al beni ve şu lanet olası hayatı. Artık sorumluluk al, görev edin. Bir şeyler yap Marla, bir şeyler yap! Anlıyor musun?
Sana daha ne kadar tahammül edebilirim sabrım nereye kadar dayanır bilmiyorum!


-Puzzle yapmaya başla Diego!
-Ne puzzle'ı?
-1000'lik puzzle... Onu bitirdikten sonra gerçekten sabırlı biri olduğunu düşünüyor insan. Hem duvara filanda asarsın istersen...(Ufak bir şirinlik hali)


-Dalga geçiyorsun benimle değil mi, alay ediyorsun ?

-Evet.Bunu unutmuştum... Savunduğum şeylerden biri de bu... İnsanları fazla ciddiye alma!... Diego olsa bile... Hatta seçim yapan gerekirse sağlam tarafsız bir kitabı bir insanla değiş... İnan yapabileceğin en doğru ve en iç rahatlatıcı ticaret bu... 
Yine de bilmen gereken  seni seviyorum Diego bir kitapla takas etmeyecek kadar  ama aklını, düşüncelerini falan değil.
Ben seni seviyorum ve sen buna sesini çıkarmıyosun, karşı çıkmıyorsun ya işte onu seviyorum...
Bu yüzden seni kırmayacağım tatlım...
Tutarız bir taraf.... Hatta taraf olunacak bir şey yaparız...
İkimiz aynı tarafta oluruz... 
Dünya üstünde en az kişi sayısına sahip örgüt olarak tarihe geçeriz belki... 
Ama adına aşk demiyelim olur mu ?
Çok klişe...

-Olur...

Çift taraflı tebessüm....


Bendeniz saçma biri ....

15 Nisan 2012 Pazar

Muammalar

Nasılda değişiyor zaman, nasılda değişiyor herşey,
Sessiz sedasız büyüdük, dertlerimiz değişti....
Dün güldük, Bugün düne güldük, yarın ne oluruz bilmiyoruz..
Muammalar Roxanne...
Bizi karamsarlığa itende muammalar, umuda yelken açtıran da...
'Özledim! kelimesi de anlam kazanacak bir süre sonra...Gerçekten özleyeceğiz...
Özlemek hiçbir şeyi değiştirmeyecek, yalnızca damarlarımıza yükse dozda enjekte edecekler her geçen gün daha fazla...
Teknolojiyi bağrımıza basarız büyük ihtimalle..
Bizi bize bağlayacak tek şey nasıl olsa...
Söyleneceklerin ama ağızdan çıkmayan kelimelerin ardına sığınıyorum şuan...
Dün bir şarkı dinledim öyle özlemli, gitmeli filan.
Ne yalan söyleyeyim ağladım...
Ağladığımı sana söylesem mi bilemedim.
Söylemezsem duyguda sahtecilik olurmuş en az beş yıl yermişim. Söyle dediler.
Duygu kaçağıyım şuan, sana henüz söylemedim...
Roxanne!
Sana birşeyler sormalıyım hala vakit varken.
O coğrafya bana çok mu uzak?
Otobüse binsem kaç saatte gelirim?
Otogarda karşılar mısın beni  ' neden geldin' diye sormadan...
Roxanne!
Gidipte dönmemek yok bizim kitabımız da değil mi?
Elbet buluruz birbirimizi...
Roxanne!
Unutma beni olur mu ?
Çünkü unutursan eğer
Bu şehir çok yalnız kalır 
Tüm kent küfür eder sana


Hayır, hayır ! 
Yalnızlıktan korkmuyorum ben Roxanne

Yalnız kalırsan diye korkuyorum....

Bendeniz kaygılı biri....
Roxanne'ye....