27 Kasım 2012 Salı

Kayalar Bile Düşerler

Kayalar bile düşerler.
Sen ağlama...
Bırakırsan içindeki insanlığı uçurumun kenarına,
İlk toprak kaymasında insanlığında düşer...
Ve ben konuşuyorum genelde, bağırıyorum hatta
İçimdeki dinginliği kamçılarken duyulmasın diye çığlıklar.
İşte o zaman yetiş diyorum Müzekkin Nüfus, ölümlerde ve eziyetlerdeyim...

Sonra ben ne zaman televizyonun üst köşesinde MİY kısaltmasını görsem
Yabancı bir takımla maçımız var sanıp heyecanlanıyorum, spor muhabirini duymazdan gelerek...
Karın mı mide mi bir türlü kestiremediğim kramplarım oluyor,
Yastığa başımı koyuşlarım oluyor...
Eyvallahlarım oluyor
Gözlerimden yaş bile aktığı oluyor
Akşamdan, akşama...

Hunharca öldürüldüğü halde kimsenin ses etmediği hamam böceklerinin cenaze namazı da olmuyor...
Kelimeler değil mi insanı insan yapanda, insanlıktan çıkaran da.
 Sesli katliamların, sessiz kalan seyircilerinden,
İşte tam olarak böyle şeylerden bahsediyorum.

Hiç üstümden çıkarmadığım kendimi vestiyer de unuttum sanırım...
Hep bildiğim acılarımı cebimde
Kayalar düşüyor her gün üzerime...
Ben çok gülüyor gibi yaptım,
Sen ağlama...

Herkes ağlasın
Sen...
Ağlama....


Bendeniz bir kayalık hikayesi

19 Kasım 2012 Pazartesi

Birine Aşık Olmak mı ?

Bildiğim masalarda, bildiğim sohbetler var...
Bildiğim yüzlerde, bildiğim kederler
Dudaklarımdaki cümleleri takip eden gözler var...
İyi dileklerin gırla gittiği yalancılıkta, aynı hayatta olduğumuz için hissettiğimiz bir yakınlık var.
Öküzümüz yok ama ebedi bir ortaklığımız var...
Her şeyimiz var ama sorularımıza cevap veren yok...
Bu hayata hangi soruyu sormamız gerektiğini bilen yok
Sahici saadetin anlamını bilen yok,
Hissediyorum mutluluğu ama yazamıyorum.
Yazılmıyor bazı şeyler...
Hayat parçalı bulutlu bir gün, çokca izmarit birikmiş kül tablası ya da birleşik mi yoksa ayrı mı yazıldığını hiçbir zaman bilmediğim kelimeler topluluğu...
Ne olduğu belki de hiçbir zaman önemli değil...
Hayat hayattır yalnızca...
Bence bir oyundur en fazla...

Yinede susmuyor insanlar...
Çam ağaçlarıyla yetinmeyip hislerin üzerine de anlamsız lambalar takıyorlar.
Üstünü gösterişle kapladıkları kendilerini piyasaya sürüyorlar.
Oysa sadeliktir güzel olan, insanı yalın kılan...
Gösteriş tek tiplilik, yalınlık özgünlüktür..
Bu yüzden bugün ki gösterişin altında kısıtlı hisler yaşanabiliyor
Polis sirenlerinden korkuluyor,
Ambulans sesine üzülünüyor..
Hepsi bu...

Birine aşık olmak mı ?
O çok başka bir konu....Anlatmaya çalışmak bile haddim değil...


Bendeniz parçalı bulut


27 Ekim 2012 Cumartesi

Süpermen'e Benziyoruz Diye Vurdular.

Diego'nun gece yalnızlıktan boğulduğu anlarda ve sigarası iki parmağının arasındayken yazdıklarını seviyorum.

''Bir tek sana ve kendime inanıyorum, yani acının ne olduğunu ikimizden başka kimsenin bilmediğini sanıyorum. Acı çekerken bile mutlu olan eşsiz insanlarız biz. İnsanların artık acı çekmekle dertleri kalmadı, dertlerini derecelendirmekle daha ilgililer, işte ben bunu hiç anlamıyorum. Evlenmek üzere olduğun kadın intihar edebilir, ya da ayağını sehpaya çarpabilirsin, ikisi de ilk anda acı verir, hatta sehpa daha somut bir acıdır ama sehpa kimsenin umurunda değildir, kadın gelecek vaad eder ama sehpanın canı cehenneme! Benim acımın derecesi yok, yani varsa da ben bilmiyorum. Hatırladıkça canımı acıtan acılarım var onun dışında kalan zamanlarımda mutlu bir adam olarak yaşıyorum. Senin acın kaç derece ? ''

- Bilmem hiç derecelendirmedim bugüne kadar. Asıl mesele sorunu çözmekti benim için. Sorun, yani acım... Acımı dindirecek şeylerle daha çok ilgiliydim. Nasıl daha mutlu olurumla... Sonra farkettim ki acılar dinmiyor, sadece yer değiştiriyorlar, benim acı dediğim şey başkalarının canını yakmaya karar verdiğinde başkalarınınki de bana doğru yol almakta oluyor. Sonrası panayır yeri... Herkesin derdi başından aşkın. Mesela önceden insanları dinlemek istemesem de dinliyormuş gibi yapar, kendimi düşünürdüm. Buradaki eylem sadece o mutlu olsun, dinlenildiğini sansın diyeydi. Sonraları dinlemekten bıktığım gibi, dinliyor gibi yapmaktan da bıktım ve bıraktım. Ben bir çok şeyi umursamayı bıraktığımda anladım ki sadece anlatıyor insanlar dinleyip dinlemediğin kimsenin umurunda değil. Bence asıl doğallıkta bu, sen dinlemek zorunda değilsin, o da susmak zorunda değil. Kimse kimseyi umursamak zorunda değil, bunu anladığımdan beri mutluyum, acılarımı derecelendirmem gerekirse eğer -6 derece acılarım var benim. Çok fazla dayanamayıp soğuktan donarak ölen..

- Bir insanın hayatı jelatinsizse, duygularının da üstünde kaplama olmuyor. Modanın peşinde kendini harap etmiyor, paranın satın alabileceği şeyleri sıkıntı yapmıyor, ağlamaktan çekinmiyor ya da ne bileyim bir gün lüks bir restoranda yemek yerken ertesi gün kurtuluşta bir bankta uyuyabiliyor, ikisinden de gocunmuyor. Onlardan biriyim diyemem ama olmak isterdim açıkçası. Her neyse kimse beni sevmek zorunda değil, benim kimseyi sevmek zorunda olmadığım gibi. Bu yüzden kendimi çok seviyorum.

-Evet. Ülke çapında mutluyuz biz. 

-Ülke çapında da mutsuz aynı zamanda.

-Uyuyalım.

-Evet.

Çevirim dışı.
Çevirim dışı.


18 Ekim 2012 Perşembe

Saadetsiz Saadet Olmaz.

Ölebilirim bir gün herhangi bir kuytuda sebepsizce
Ya da  iş stresinde sebepli ama haybeye...
Yine de kapamıyor tüm kapılar herkesin yüzüne
Gölgem içeride, göl-gen... içeride...
Kaçamıyoruz istesekte.

Tüm gemiler iskele de beni bekler şimdi
Gitmek yalnızca bir kelime,
Gemiler ise fazlasıyla somut bir eyleme teşvik...
Gidebilirim bir gün herhangi bir iskeleden sessizce
Ya da bir basın toplantısı mikrofonuyla gürültü ama anlaşılmadan...
Bir kartvizitte tıkılı kalabilir adımın anlamı,
Ya da bir rakı sofrasında, birileri yaad ederken geçmişi hatırlanabilir ezanla kulağıma söylenen
Ama hocam bir daha söyle, sen söyle rahlen önünde cübben üstünde
Adım en çok senin mekanında anılsın.

Çok düşündüm hep düşündüm 
Ben ben olmasam kim olurdum diye
Kendimden daha iyi bir seçenek gelmedi aklıma
O zaman tekrar gelebilirim bir hoşgeldin partisiyle 
Ya da hastanın kalbi atıyor nidalarıyla...
Belki de ölmek isterim ölemem.
Gelmek isterim  gelemem...
Gitmek isterim gidemem.
Bir güvercin uçurur, özgürlüğümü sabit kılarım.

Bendeniz arada bir gelen biri...


17 Eylül 2012 Pazartesi

Karşılıksız Oturma Grupları

'Mevla'ya giden yol, Leyla'dan geçer. Sende Leyla'lık istidadı mevcutta, ben Mecnunluk taşıyor muyum onu bilemiyorum işte...' dedi adam söylediklerine inanırcasına.
Ben Leyla değildim.
Hiç olmadım.
Olamayacağım....
'Sus' dedim. 'Yoksa kendimi bir şey sanacağım.'

15 Eylül 2012 Cumartesi

İçimin İçi, Küçük Burjuvam

Bir sendrom içinde kıvranan ama neyin sendromu olduğunu bile bilmeyen, delirmenin eşiğinde ama akıllı diye sıfatlandırılan insanlarız nihayetinde… 
Başımıza geleceklerin özetini, ana haber bültenlerinin az sonra alt yazısında görmemiz mümkün olmadığı müddetçe, gelişi güzel uyanmaya mecburuz.
Dünü dünde bıraktıkça mutlu, yarını beklerken umutluyuz. 
Bizler aslında mutlu olmaya meyilli yaratıklarız işte, 
Hazırladığımız gülücüğü konduracak sebep arıyoruz sadece. 
Fazla insanız  bugünlerde ....


İki roman karakterinin, karaktersiz hikayelerine tanıklık etmiş bir aptal… Sessizliğin sesine hükmetmiş, şizofren yanıyla barışık… Bendeniz hayatın içi…

4 Eylül 2012 Salı

18 Vitesli Bisiklet

Zaten yaşadığımızdan bile emin değildik,
Şimdi nereden çıktı ki bu mutlu olma arzusu...
Hani 2 tekerlekli bisiklete binerken bile üzülürsün ya 18 vitesli olmadığı için,
'Hayat zalım' diyesim var, avrupayi olandan değil kırsal olanından....
Kurt kuzuya aşık olur, kendine aşık ettikten sonra da hunharca yer...
Kurt olmak seçim, koyun olmak ise mecburiyet...
18 vitesli bisiklet ise gariplikten diyesim var, ama enteresan anlamına gelenden değil, fakirlik anlamında olanından...

İçine mavi ışıklar döşenmiş dolmuşlara biniyoruz,
Bizden önce kaç kişinin oturduğunu bilmediğimiz ofis koltuklarında oturuyor,
Marjinal bir toplum arasında marjinal miyim acaba düşüncesiyle adım atıyoruz...
Fiyakasız hayatımızı, allayıp pullayıp başkalarına satmaya çalışıyoruz...
Yalancıyız....
Yalancıları dinlerken inanmış gibi yapacak kadar yalancıyız...
Yabancıyız...
Bu dünyaya yabancıyız... Başka bir gezegenden fırlamış gibi geziyoruz...
Hiç birimiz ne olup bittiğini anlamıyoruz
Ama
O çocuk biliyor her şeyi...
Bisikleti 18 vitesli olmadığı için üzülen çocuk biliyor ne halde olduğumuzu...
Sarıl bana çocuk
Yoksul değilim belki ama çok yoksunum her şeyden
Senin gibi birine ihtiyacım var...

Bendeniz dingin  yoksunluk diye biri...

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Gerçekten Güzel

Bir şey diyeyim mi ?
Akşam saatleri güzel,
Özel radyo yayınları
Şeytansız huşu zamanları
Dost sohbetleri,
Kumda kahve keyfi güzel...
Dinleyenin varsa anlatmak,
Anlatanın varsa dinlemek güzel...
Herkesin hep olmaya çalıştığı yerde hiç olmak güzel...
Bilmemek güzel...
Görmemek güzel...
Yaşamamak güzel...
Bir şey diyeyim mi?
Nefesini ne için tükettiğini bilmek güzel...
Ne için tükeceğini bilmemek güzel...
Kitap okuyan adamlar,
Deli dolu adamlar,
Ruh okumayı bilen adamlar güzel

Ve sana bir şey diyeyim mi ?
Adamlar, falanlar filan bahane...
Ben olmak güzel.....
Gerçekten Güzel...

17 Ağustos 2012 Cuma

''5 Yıl Sonra Kendinizi Nerede Görüyorsunuz?''

''5 Yıl Sonra Kendinizi Nerede Görüyorsunuz?''

Klişeleşmiş ama  reelde pekte kullanılmayan iş başvuru sorusudur bildiğiniz üzere...
   Aslında 'kafanın içinden geçen hayalleri söyle' demenin başka bir yoludur bu soru ve bence cesur bir soru değil, birşeylerin arkasına saklanmaktır...
   Cevabının da çok samimi olduğunu sanmıyorum, hoş henüz bu soruya yanıt vermişliğim yok ama tahminim yönetim kadrosunda ve ya kendini geliştirmiş bir yönetici olarak görüyorumdur....
   Ben önümü bile göremiyorum, bazen basamağı görmeyip sendeliyorum ve bu halime gülüyorum... Ne yediğimi hatırlamak bir yana, ne yiyeceğimi bile hesaplamıyorum... Mekan bilgim, zaman kavramım yok, önemde vermiyorum böyle şeylere... Benim yaşamakla ilgili planlarım yok aslında, çünkü yaşamla ilgili bir derdim yok...
Bu yüzden 5 yıl sonrayı göremiyorum ama daha basitçe ( en azından dürüstçe) hayallerim sorulsa anlatacak çok şeyim var...
  Hayaller diyorsam, evim olsun arabam olsun, beyaz atlı prensim olsun filan değil, dedim ya ilgi alanım değil. Olursa da eyvallah olmazsa da, olursa güzel olur o ayrı bir konu... Benim hayallerim daha anlık, daha çocuksu, daha hayal....
  Bu yüzden aşırı kredi kartı borçlarım, herhangi bir mağazanın karşısında akan ağız sularım ve paraya dair planlarım yok... Eşyaya hizmet etmek istemeyenlerdenim... Koltuk takımım milyarlık olsun senelerce onun borcunu ödemek için debeleneyim, belkide o sırada son nefesimi vereyim ama olsun gelenlerin ağzı açık kalsın zihniyetine karşıyım.. Lüks güzeldir ama lükstür olsa da olur olmasa da...
Bu yüzden 5 yıl sonra koltuk borcu ödüyor olmayacağım en azından...
5 yıl sonra 5 yıl sonrayı düşünüyor da olmayacağım...
5 yıl sonra, bugün verdiğim cevapla olduğum yeri kıyaslamayacağım da....
   Ben 5 yıl sonra kendimi çok huzurlu görüyorum yalnızca...
Yeterli bir cevap mı, bilemem....
Ama bence fazlasıyla yeterli...
İşe alındım mı peki?
Tabiki hayır...

Bendeniz 5 yıl sonranın hesap makinası...

 

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Şiddetli Şiddet Eğilimsizliği

Sayıklıyorum bazen uyandığımda
Uyanıkken sayıklıyorum
Sayıklamıyorum belkide bilincimi bilinçaltına alıyorum...
Rıfat Atkısız sevmedi beni, Rıfat Atkısız sevmedi beni, Rıf...
Sonu olmuyor, başı nerede başlıyor bilmiyorum...
Didaktik şiirlerin canı cehenneme
Fransız İhtilalinin sanata olan etkisininde...
Molotof kokteylinin, putların, keşmekeşliğin...
Sadece baktığın aynalar kalsın, 
Bir de sessizce gelme eğilimlerin...

Belki bende bilinmedik bir sebepten kaybolurum yarın sabah
Yolları yola bakan bir yolda...
İhtilalde fransız olurum,
Fransada bir sanat...

Sus sevgilim şimdi...
Kuraklık dudaklarımı kurutmakta....
Zaten Rıfat Atkısız sevmedi beni...

Bu dünya üzerinde yaşamamış Rıfat Atkısız'a sevgiler. Yaşasan severdim seni =)

29 Temmuz 2012 Pazar

Pis İşler Bunlar...

Neler duyuyoruz böyle...
Çıktı mı hakikaten dünyanın çivisi.. Düşmek üzere mi atmosfer boşluğundan bilinmeyene !
Her şey yalanlardan mı ibaret...
İnsanlık ölüm döşeğinde dua mı istemekte !
Yok derviş yok
Kaldırmaz bizim yürek dediğimiz sol yanımız...
Biz aptal adamlarız, çabuk kanarız...
İki çift sözü söyleyenden çok manasına bakarız...
Aşkım diyene aşk ile yanarız...
Biz ne biliriz ağzımızla kuş tutuyor gibi yapmayı...
Yaşadığımızı değil, yaşamak istediğimizi anlatmayı...
Biz Hugo sevgilisini kurtaramadı diye televizyon karşısında hüzünlenen adamlarız...
Tek ümidimiz telefonun ucundakinin doğru tuşa basması...
Biz küçük mutlulukların peşinde koşarız...
Bu yüzden kaybeder, kayıplarımıza yanarız....

Adrese Mesaj....
Bendeniz duyarlı aptallar derneği genel sekreteri...

14 Temmuz 2012 Cumartesi

Domatesli, Maydanozlu... İskender Gibi Daha Çok

- Üzülme hatun, üzülme !
- Nasıl üzülmem Nejat abi be, adam büyük ekran televizyonları bile benden çok seviyor... Nasıl bir mide ağırlığına sebep oluyor bu bir bilsen, bütün dünya midene oturmuş gibi sanki... 
  Bugün bir şeyler olacak hissi vardı içimde maydanozlu, domatesli filan...Menemen gibi değil ama  iskender gibi daha çok.Yesen ağır gelecek ama nefsin körelecek, yemesen aklın kalacak... Bu sefer canım acımıyor Nejat abi, midem ağrıyor midem... Bir kussam diyorum , aslında kussam demiyorum bir sevse diyorum... Geçse midemin ağrısı diyorum, aslında geçse midemin ağrısı demiyorum  geçse canımın ağrısı diyorum... Bu nasıl bir şey Nejat abi? Yani nasıl kurtulunur bundan... Nasıl yaşanır herkes gibi... Böyle menemen gibi iskender gibi değil, insan gibi yaşamak istiyorum işte anla... 
  Şimdi sen bana umursama hiç bir şeyi diyeceksin, en klişesinden... Orada duracaksın işte bu işler böyle yürümüyor... Öyle planlı programlı aşk yaşanmıyor, yaşıyorsan o aşk olmuyor..  Pazardan yeşil biber almaya benziyor bu aşk meşk tantanası... Tartıda 3 kilosu 12 lira be abi... On iki li-ra... Güç mü yeter almaya hadi aldın diyelim ay sonu nasıl gelir düşünmez mi insan! İşte bu da öyle bir şey... Ya ay sonunu düşüneceksin, ya mideni... Bak gene geldik mideye, ağrıyor ya aklımdan çıkmıyor işte...
  Neyse nereye bağlayacağımı unuttum abi, sen topla kafanda işte ne demek istediğimi... Elden ne gelir, elini ayağını bağlayıp oturtamazsın ki gidecek adamı kalbinin tam ortasına.. Gidecekse gidecek işte... Su akacak bulacak yatağını ya da çatlağını...
- Üzülme hatun bu kadar....
- Ohooo sen hala orada mısın be Nejat abi... !

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Perşembe Günü

Günlerden Perşembe ise, hava güneşli ama yağmur yağacak hissi yaratıyor ise... O gün kesin bir şey olur....


-Özler misin beni?
-Ne diyorsun duymuyorum.
-Özler misin beni diyorum!
-Ne zaman?
-Ne bileyim şimdi mesela, bir eylem sırasında ya da lokum eşliğinde türk kahvesi içerken filan özler misin?
-Özlerim....

 *******************************
Bir Perşembe Sabahı

  Bugünden sonra isteyipte elde edemediğimiz hiçbir şey kalmayacak... Ne yani hayattaki tek emelimiz bu eylemin sonlanması mıydı ! Baskılı t-shirtler giyip, hazırlanan pankartları tam zamanında açtığımızda bitecek miydi her şey...
  Aylardır hazırlandığımız 3 kişilik eylem, insanlık için küçük bizim için son adımdı.... Kırmızı üzerine beyaz ve siyah harflerle yazdığımız  'Biz Sinirlendiğimizde Hiç Hoş Şeyler Olmaz'  yazılı t-shirtleri giymiş, 'Her Şarkıda Kendimizi Bulmak İstemiyoruz.' , 'Aşk Şarkıları, Ayrılığı Değil, Aşkı Anlatsın' , ' Sen Bestele, Ben Okurum Sevgilim' yazılı pankartlar hazırlamıştık. Evet insanlığın derdi fazlaydı ve bir eylemle halledilemeyecek kadar büyüktü... O zaman halledilebilir şeyleri dile getirmek gerekirdi...
  İlişkimiz boyunca sevgilimle bir şarkımız olsun istedik hep, kafede, sokakta, arabalarda çalan tüm seslere kulak kabarttık... Bizi anlatan, bizden bahseden, bize benzeyen bir parça olmalı düşüncesi içerisinde gezdik haftalarca ama hayır bir tane bile bulamadık, hatta aşkımızı anlatan bir şarkı bulmayı bırakın, ayrılık şarkıları dinlemekten ayrılık fikrinde boğulduk ve ayrıldık... Benim aşkımın bitme sebebi aşk şarkıları başlığı altında söylenen ayrılık şarkılarıydı ve sessiz kalamazdım. İntikam güdüsünden yoksun doğduğum için, misilleme yanlısı olmak zorundaydım. Bizi ayıran şarkılarla insanların arasını açmalıydım...
  Mahperi ve zat-ı şahane (can dostum)  Nejat sebebini tam olarak bilmeseler de, benimle aynı fikirde olup önerilerde bulunuyorlardı. Eylem fikri de Nejat'a aitti. Nejat Moskova'dan geleli çok olmamıştı, eylem fikrinde bulunmasına şaşırmamıştık bu yüzden... Bir fikirde kararlıysanız geriye sadece icraata geçme kısmı kalır ve icraat kısmı için beklemek yersizdir... Harekete geçtik... Bugün hareketin ilk ve son adımı atılacak, ben huzur bulacaktım... Mahperi bütün kanalları aramıştı  ve fikrimizi anlatmıştı, saçma ve ya ilginç geldiğinden hepsi ilgilenmişti bu eylemle, bu gün öğlen hepsi yayında olacaktı... Daha ne olsundu...

Bir Perşembe Öğleni

  Mahperi, ben ve Nejat ; Nejat'ın arkadaşından ödünç aldığı 2011 model kırmızı Ford Kuga ile Tandoğan meydanına doğru yol alıyoruz. Bir eyleme bu kadar lüks arabayla gidilmemeli dediysem de fazla dikkate alındığım söylenemez, zaten yaptığımız şeyde dikkate alınacak bir şey miydi bilemiyorum. Tandoğana yaklaştığımızda bir sigara yaktım... Bilirsiniz bir ortamda sigara yakıldı mı içen herkes de bir sigara yakar. Trafiğin sıkışıklığında camları açmış, hava alıyor, nikotin üflüyorduk. Meydana geldiğimizde hepimiz aynı anda söndürdük sigaraları... T-shirtleri zaten giyip gelmiştik. Pankartlarda yanımızda hemen ulaşabileceğimiz bir yerdeydi. Kameraları çağırdığımız saate 15 dakika vardı.Nejat radyoyu açmaya yeltendi... 
'Saçmalama, yapacağımız şeye bak, senin yaptığına bak, tutarsızlığa gerek yok, müziğe de ' dedim.
Vazgeçti...

Yarım Saat Sonra

-Özler misin beni?
-Ne diyorsun duymuyorum.
-Özler misin beni diyorum!
-Ne zaman?
-Ne bileyim şimdi mesela, bir eylem sırasında ya da lokum eşliğinde türk kahvesi içerken filan özler misin?
-Özlerim de neler oluyor.
-Beni özleyecek kimseyi  bırakmadım geride,  bana bir şey olursa biri beni özlesin istedim işte...Şuanda harakiri yönteminin realistliğiyle ölmek istiyorum çünkü...
- Hacım neler oluyor burada?
-Bilmiyorum.

Tandoğan'da her zaman bir eylem mevcuttur. Aslında yaptığımız şeyde eylem filan değildi, bunu üçümüzde biliyorduk.. Belki televizyon karşısındaki insanlara rezil olmak istiyorduk ya da kendimizi bir şeye adamak... Sebebini tam bilmiyorum... Ama ne istediğimizin önemi kalmamıştı, rezilliğin daniskasını yaşamıştık. İşçi bayramı kutlamalarının ortasında davul zurnanın içinde bulmuştuk kendimizi... Müziksiz bir dünyayı savunurken halayların içinde pankartları elinde 3 dangalaktık işte... Kameralar bizi çekerken muhabirler durumumuzun komikliğinden bahsediyorlardı... 
'Aşk şarkılarının ayrılıklara neden olduğunu savunan 3 genç, işçi bayramı kutlamalarında davul zurna eşliğinde sloganlarını duyurmaya çalışırlarken, bir yandan halaya eşlik etmeleri için zorlanmaktalar... Türkiye tarihinde böyle bir eylem ilk kez yapılacakken her yıl kutlanan işçi bayramı kutlamaları seslerini duyurmalarına engel olmakta... Şimdi gençlerden birinin konuyla ilgili fikirlerini aktarmak isterim'

Bir anda mikrofon ağzımın dibinde bitmişti. 
-Bu eylemde yeterince sesinizi duyuramadınız sanırım. Neler söyleyeceksiniz?
- Şuanda üzerimdeki  yazıyı çekiyorsa kameralar, ya da pankartlarımız ekranlara yansımışsa sesimizi duyurabilmişiz demektir ama yine de samimi olmak gerekirse biraz hüsrana uğradık. Evet aşk şarkılarının ayrılığa neden olduğunu savunuyoruz ama unuttuğumuz bir şeyi hatırladık burada. Aşk şarkılarına karşıysan halay parçaları dinle şeklinde bir pankart hazırlayabilir ya da bundan sonraki hayatımızı halay çekerek geçirebilirdik.
- Peki bundan sonra yine benzer eylemleriniz olacak mı ?
- 1 Mayıs gününü hesaba katmamış eylemciler olarak, sanırım bir daha eylem yapacak olursak 1 Temmuz Kabotaj Bayramını seçeriz. Kendimizde o potansiyeli görüyorum.
-Çok teşekkür ediyorum, sizi de halaydan bekliyorlar sanırım.
- Ben teşekkür ederim.

Bir Perşembe Akşamı

Mahperi, ben ve Nejat televizyon karşısında kanaldan kanala zap yaparken, ana haber bültenlerinin ana konusu olduğumuzu farkettik... Sandığımızdan fazla ses getirmiştik. İstediğimiz gibi gitmemişti hiçbir şey ama herkese kendimizi izletmeyi başarmıştık sonuçta... Sloganlarımız twitter'in en çok ilgi gören retwitterlerinden olmuş, sosyal paylaşım hesaplarımız ekleme talepleriyle dolmuştu.
Bizimle aynı fikirde olan insanların olduğunu öğrenmekle birlikte, bir sürü halay parçasını repertuarımıza katmıştık.

Bir Perşembe Gecesi

Günlerden Perşembe ise, hava güneşli ama yağmur yağacak hissi yaratıyor ise... O gün kesin bir şey olurdu... Bu yüzden bugün olanlara hiç şaşırmadım... 

Bendeniz öyle biri

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Habip Hobo'ya Dair

-Bir erkeğin hayatında, yenilgiyi kabul eder gibi yaparak zafere ulaştığı anlar vardır...
-Bir erkeğin hayatında, beyninin ve kalbinin çevresine ördüğü uygarlık duvarının tuğlalarını patlatan bir şok yaşadığı belli bir an vardır.
-Bir erkeğin hayatında, ömür billah minnettar kaldığı bir ustası vardır.
-Bir erkeğin hayatında, suça hile ile karşılık verdiği anlar vardır.
-Bir erkeğin hayatında, anılarının zihnini zaptettiği vakitler vardır.
-Bir erkeğin hayatında, burnunun dibindeki bir şeyi bunca zaman nasıl göremediğine şaşırdığı anlar vardır.
-Bir erkeğin hayatında, en zor sorular için hazırladığı zor cevaplar vardır.
-Bir erkeğin hayatında, ilkel duygularla modern silahlara yöneldiği anlar vardır.
-Bir erkeğin hayatında, öfkesini gemlemesi gereken anlar vardır.
-Bir erkeğin hayatında, teselliyi martavalda bulduğu anlar vardır.
-Bir erkeğin hayatında, sigortanın attığı anlar vardır.
-Bir erkeğin hayatında, birçok kapıya uyan anahtar kelimeler vardır.
-Bir erkeğin hayatında, tesadüflerin toplamından fazla bir şey yoktur.



Habip Hobo, Dublörün Dilemması

Origamiden Kuş Yapımı

  Marla'nın düşüncelerini anlamak her zaman mümkün olmuyordu... Kabuslu geceleri olduğu kadar, saçma geceleri de vardı...Kıraç'ı görmüştü bir gece rüyasında mesela.... Totem usulüyle yastığa başını koyanlar, rüyasında Sigmund'u bile görebilir... Çok lazımmış gibi...
  Bazı adamlar vardır 2 kere sallansa seni beni satın alır, bazıları da vardır iki sallanır aklını başından alır....Hangisinin daha mübah olduğu kişilikten kişiliğe değişim gösterir, benim için aklımı başımdan alması yeterlidir...
  Toprak bölünmesin diye öküzü evliliğe ortak edenlerin çocuklarının mutsuzluğundan toprakta, öküzde mesul değildir.
  Birine hediye alacağın  zaman (kadın, erkek farketmez), en güzel hediye ona sımsıkı sarılmaktır... Adamsa değerini anlar zaten... 3 kuruşluk somutluğun peşine düşmez...
  İsmini vermek istemeyen izleyiciyle ilgili sosyal paylaşım siteleri üzerinde 4 milyon 3278 kez farklı espriler türetildiği için bu konuyu es geçiyorum..
  'Yazana yılan bile dokunmaz' diyen arkadaşımın sözüne inanarak yazı yazarken paranoyak yanımı  sakız kağıdının içine koyup jelatini buruşturarak masanın üstüne bırakıyor, yazım bitene kadar rahat nefes alıyorum....
  Kitap okuyan kesime burjuva diyenleri esefle kınıyor, itiraz ediyorum.. Hayır burjuva değil, aristokrat olabilme ütopyasında köleleriz yanlızca...
  Bazen saçmalamakta, saçmalayan bir insanı dinlemekte mutluluğun sırrını bulmaktan daha çok mutluluk verir... Saçmalamak çok ciddi bir toplantıda veya konuşmada değilseniz güzeldir...
  Saptırımlara kişilikleri kaptırımın çok yüksek olduğu günümüzde, kendi sapkınlıklarımızı yaşamak neredeyse imkansız... Toplu olarak bir sapkınlık yapamıyorsak, düzgün insanlar gibi davranıyoruz...
  Kasetlere radyo yayınını kaydetme geleneğinin CD çalar ve mp3ün icadıyla geçmiş çukuruna gömülmüş olması, CD çaları icat edenin değil, bütün insanlığın ortak yapım suçudur... Geleneklere ve geçmişe saygıyla eğilmeyi eziklik sayanlar, CD çalarlarıyla kibire kafa sallayanlardır....

Bendeniz biri diye biri...

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Menteşizm

Ey kendim nerdesin ?
Ölsem haberin olmayacak.

****************
Gökle bir olmadıkça
Yerle bir oluyor insan.

murat menteş

28 Haziran 2012 Perşembe

Benim Sesim Yalnızca Ağlarken Ciddileşir

Bir günün akşamında kalabalık bir sokakta hüzünlenmeye ancak bir şarkı sebep olabilir.
Ankara'lı olmaktandır belkide Mamağın sonbaharına hüzünlenebilmek...
Hava kararmıştı...
Kalabalık hala kalabalıktı...
Hani canı yanmaz insanın bazen, canı çıkar resmen...
Öyle bir akşamdı işte
Detaya fazla gerek yok...
Çokta soğuk olmayan o bankta 
Mamağa hüzünlenirmişcesine
Kendime hüzünlenmiştim...
Benim sesim yalnızca ağlarken ciddileşirdi...Çok ciddiydim....

25 Haziran 2012 Pazartesi

Bir şeyler Yapasım Var!

Vazgeçesim var kendimden bile...
Bırakıp gidesim var bedenimi bedende...
Alıp kaçasım, uzaklaştırasım var ruhumu,
Nefs-i Emmareden, Levvameden...
O'nsuz olmaz, gitmez ruhda bedende bir adım öteye...
Rızasıyla sığınasım var herşeyden, herşey olana...

Bu sefer ağlayasım var canımın canı,
Halime, haline, halimize...
Ellerim semada dualarda yaşayasım var
Nurundan, nur layık gören,
Işığından ışık veren
Yüreğe merhameti verene...

Şimdi sevesim var canımın canı
Ne desem boş
Ne desem haybeye
Anlayan, anlatandan güzel...
Söyleten, söyleyenden daha öte....

-Bendeniz insanlıktan nasibini almış, insanlığın para etmediğini anlamış biri

20 Haziran 2012 Çarşamba

Seni Düşünüyordum

- Bende seni düşünüyordum tam üstüne aradın....
İyiyim ben merak etme, bir yanım kocaman bir kadın, bir yanım küçücük bir oyun çocuğu hala... 
Yaşlanan bedenim mi, ruhum mu işte onu bilemiyorum Diego... 
Nasıl bir muammanın arasında sıkışıp kaldık böyle biz ! ... 
Kim olduğumuzu bulamazken, kim olduklarını anlamaya çalışıyoruz masanın karşısında oturan adamların...
Yoruluyoruz Diego, 
Durduk yere yoruyoruz işte kendimizi böyle...
Şimdi söyle Diego
Sen kimsin,
Ben kimim,
Masanın karşısındaki adam kim?
İyi ki aradın Diego bende tam ne yapmamız gerektiğini düşünüyordum...

-Bendeniz Diego'nun aklına gelen ilk kişi

18 Haziran 2012 Pazartesi

Kimiz biz !

Biz görevimizi icra etmiştik yalnızca...
Benim yıllarım onun 6 ayıydı ve o 6 aya yıllarımı feda etmiş olmam devede kulaktı sadece...


Bazen çıktığın yolun nereye gideceğini bilmezsin,
Hangi sözcük neye hizmet etmekte kestiremezsin...
Susmak bile ilerlemektir bilemezsin...
Sonra bir gün gelir o gün bayram günü gibidir,
İşte o zaman anlarsın çıktığın yol şeriyle hayırdır aslında...
'Niye' sorularının anlamsızlaşması bundandır...
Sen şer dediğinle hayır olmuşsundur...
Hayrın mutluluk olur, aklına hiç gelmeyecek ruhlarda...
Sen topraksındır yoktur kudretin ama toprağa ruh üfleyen yazmıştır topraktan yarattığının kaderini....
Sen hayrınla şerinle topraksındır hala ama vesile olmuşssundur mutluluklara...
Bazen yarınlara vesile
Bazen dünlere ilaçsındır...
Kulsundur önce, insansındır sonra...
Kulluğun şükreder hep,
İnsanlığın isyan...
İnsanlığı at kenara
Kulluğunla kal baş başa, işte o zaman insan olursun gerçek anlamda...
İnsan olmak için harcarsın önce yıllarını
Sonra insanlığını unutup kul olmak için ...
Baştan kulluğun anlamını bilen öndedir insan olmaya uğraşandan...
Biz insanlığımıza yenildik zamanında
Hatırlattı Yaradan 6 ayın sonunda...
Biz gaibi önceden bilen Rabbin kullarıydık yalnızca...

11 Haziran 2012 Pazartesi

Benim İçin

Benim için dua et...
Bineyim huzurun atına,
Karalayayım karalama defterimi bir çırpı da...
Gözyaşlarımdan birini de akıtayım ecdadıma...
Döneyim durayım hep aynı yere geleyim
O yer ölüm olsun, bağırsın kulağıma...

Benim için dua et 
Susayım konuşmayayım tek bir kelime bile
Ne varsa gözlerimden anla !
Bir sigara yakayım sonra,
Yok böyle olmaz diyeyim, söndüreyim aynı hızla...
Geçeyim televizyonun karşısına 
Meydan okuyayım kazanacağımı bile bile... 

Ama sen benim için dua et...
Hatta beddua et 
'Aklından geçenler başına gelsin' de.
Başıma gelenler başına gelsin
Bin benimle huzur atına...

Sen başla ...
Ben bitireyim...
Ben bitireyim,
Sen başla...

-Bendeniz insan diye biri...

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Minimal Hikaye

Sonra özlediğini hissettim.
'Neden aramadın?' sorusunun yanıtı da buydu.
Özlemesini bekledim.
Aradım...
Özlemiş.

26 Nisan 2012 Perşembe

Veda

 Bu sefer uzun oldu sayın okuyucum ama sonuna kadar okuma sabrını gösterirsen pişman olmayacaksın bence =)
   


    -Şair baki kimdir, ne tür şiir yazar? Prezeve deniz savaşındaki geminin adı nedir? İlk cinayetten içeri atılan mahkumun adı neydi? Kitaplarım, kitaplarım neredeler! 
Nefes al, nefes ver, nefes... al... nefes... ver...
    Türkler tarafından kurulan ilk gizli örgütün adı neydi ?Bildiğim şeyler bunlar, hatırlayabilirim. Hadi hatırla...Daha kolay şeyler düşün bunlar zor...
Atlantis ilköğretim okulu... Hayır, hayır orada okumadım ben... Nerede okudum o zaman !Hepsi beynimin içinde bir yerlerde biliyorum...
Peki O? Nerede tanışmıştık, sakallı mıydı, sakalsız mı, benden uzun muydu?
Hey sen, hayal misin gerçek mi ?
                      
                      ****************************************************

Arabanın sağında telaşlı kadın,
Solunda her şeyin sorumlusu bir adam...

- Arkamızdalar!
- Yediğin haltların açığa çıkarmak için geç bile kaldılar.
- Ben bir şey yapmadım.
- Eminim.. Ben gerçekten korkuyorum artık olanlardan ...
- Korkacak bir şey yok. Her zaman ki gibi atlatırım onları endişelenme...Hala arkamızdalar zaten!
- Ne zamana kadar kaçacaksın?
-  Bilmiyorum. Sus artık...

   Yağmurun hızlanmasıyla aracın görüş açısı iyice azalmıştı. Kaçan kaçmakta zorlanıyordu, kovalayan kovalamakta...Kadın baş parmağında takılı olan metal yüzüğü işaret parmağıyla çeviriyordu.(Ne zaman korksa böyle yapardı)...Konunun kendisiyle bir ilgisi olmaması ayrı bir konuydu aslında. Böyle bir adamın yanında , onun yaptıkları yüzünden kaçmak yapacağı en son şey olmalıydı  ama yine de yanındaydı sebebini bilmediği bir şekilde.
Ne zaman bitecek bunlar düşüncesi  neredeyse her gün aklına geliyordu.
   Kimin yanındayım ben, bir yalancı, bir kanun kaçağı, bir duygu kaçağı... Beni seviyor mu onu bile bilmiyorum. Seviyor olsaydı beni bunlara ortak eder miydi ? Yanında olmamı istiyordur belki. Düşünerek öleceğim ben hiçbir şeyden ölmezsem.. Neden kaçıyoruz acaba ?


-Durmayacak mısın artık?
-İlerde bir yer var orada duracağım. Burada durmamız uygun olmaz.
- Ne kadar sürer oraya gitmemiz?
- Yarım saat kadar. Biraz daha sabret.
- Uykum gelmeye başladı.
- Uyu hadi sen. Ben uyandırırım seni..

Kadının uyuması çok zaman almadı, uyanması da... Bomboş bir arazi, sert rüzgar ve yağmur... Issız bir adadan farkı yoktu buranın...

- Hadi iniyoruz.
- İnmeyelim, yağmuru görmüyor musun, bırak uyuyayım, sende uyu işte biraz. Yoruldun araba kullanmaktan zaten.
- Olmaz iniyoruz..
-Şemsiy...
- İn artık hadi...

Apar topar ikisi de indi arabadan... Dizlerine kadar çamura battılar... Adam, kadının kolundan çekiştiriyordu.Canının acıdığını umursamadan...

-Kimse yok. Sakin ol artık ya!
-Bu yüzden acele ediyorum. Şuan hiç kimse yok.
-Ne oluyor... Anlat...


Boş arazide koşar gibi yürüyorlardı. Ne olup bittiğini anlamanın imkanı yoktu.Kazılmış bir çukurun yanına geldiklerinde adam kadının kolunu bıraktı. Nefes nefeselerdi. Adam çukurun yanına çöktü boş gözlerle yalnızca kazılmış derinliğe bakıyor. Kadın hemen sağında ayakta adama bakıyor, neler  olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Gözlerinden istemsizce akan yaş ise korkusunun  -belirtisiydi yalnızca. Rüzgar daha sert esiyordu, yüzü üşüdü...


- Hazır mısın ?
- Neye?
-Beni öldürmeye.
- Seni öldürmeyeceğim.
- Bu yüzden buradasın. Bu çukur bu yüzden kazıldı. Bu çukur bir tek senin bildiğin mezarım benim.

Kadın, beyninden vurulmuşa döndü. Katil değildi, olamazdı. Bu intihara ortak olmamalıydı.

- Neden ölmek istiyorsun adam, neden?
- Görmüyor musun peşimdeler, bırakırlar mı sanıyorsun! Bırakmayacaklar.
- Yapma lütfen. Hastasın sen, halüsinasyon görüyorsun, takip edildiğini sanıyorsun, kaçıyorsun ve sırf seni sevdiğim için hepsi gerçekmiş gibi davranıyorum. Şimdi hiç var olmamış şeyler için katilin olmayacağım. Gerçek değil adam hiçbir şey, gerçek değil sakin ol !
-Yoklar öyle mi ? hıh... kim yok söyler misin bana ?
- İşte peşinde olduğunu söylediğin hiçbir şey peşinde değil buraya kadar takip edildiğimiz için değil, sen istediğin için geldik..
Adamın gözlerinden yaşlar süzüldü önce, sonra o yaşlar sel oldu, sonra hıçırıkları feryat gibi kulak tırmalıyordu.Çamurun üzerine, yüzü çukura dönük uzandı. Oyuncağı kırılmış bir çocuk gibiydi şimdi...

 'Peşimdeki adamları bir kez yakından gör isterdim kadın... Uzun boylu iri yarı, siyah kar botlu cellatlar onlar... Kucaklarında bir kutu, kutunun içinde yalanlarım... Onları getiriyorlar peşimden, hiç unutmayayım istiyorlar, hepsini söyleyeyim, hepsini kabulleneyim istiyorlar ama bilmiyorlar ki ben o kadar güçlü değilim. Şimdi sen yalanlarımı duymak ister misin! Kimse istemez. Bak ben bile istemiyorum. Onları görürsen söyle tamam mı ben o yalanları söylerken açıklamam gerekeceğini hiç düşünmedim, pişman olacağımı hiç düşünmedim, peşimi bırakmayacaklarını hiç düşünmedim'

-Tamam bir daha o kutuyu getirirlerse beraber açar beraber göğüs gereriz her şeye sen şimdi sakin ol olur mu?


- Olmayacak öyle bir gün kadın.. Hemen en hızlı şekilde kabullen!

Adam yattığı yerden kalktı, üstü başı çamur içinde kalmıştı. Akan burnunu koluna sildi, diğer koluyla yüzünü temizledi. Belinden çıkardığı silahı kadına uzattı.

- Evde bir mektup var. Yurtdışına çıktığımı adımı değiştirdiğimi ve bir daha Türkiye'ye hiç dönmeyeceğim yazıyor, sana bir şey olmasına izin vermem. Arabamı  senin üzerine geçirdi avukatım, buradan kendi arabanla gideceksin, kimse hiçbir şey düşünmeyecek. Anladın mı ?
-Neden ben, hııııııı, neden..... ben.... neden.... neden... neden....?
-Yalanlarının karşısına çıkmaya korkan bir adam, ölüme kendisi tetik çekebilir mi sanıyorsun. Korkak biriyim, korkak öleceğim...
- Olmaz.. hayır... ben... yapamam...
- Al şunu...Kimse yok hadi....

Kadın, rüya olması için dua ediyordu içinden... Kucağında bir silahla yığılmıştı yere. Elleri titriyor, başı dönüyordu. Ağlamaktan  gözleri de akacaktı sanki yanaklarından aşağı....

- Kalk ayağa...Çek hadi şu tetiği!
-Ben y....
- Kalk dedim...

Kadın yalpalayarak kalktı yerden...

- Şimdi beni dinle kadın.. Öldüğümden emin olduğunda buraya gömersin beni... Çamur zaten toprağı sıkıştıracaktık ne kazıldığı, ne açıldığı belli olur...Eğer yapmamakta ısrarcıysan olacakları söyleyim sana... Birileri gelip ikimizi de öldürecek ve ben senin ölmeni istemiyorum...
- Birileri kim?
- Peşimdekiler...
- Hastasın sen!
- Geç karşıma hadi !

Kadınla adam bir nefes uzaklıkla göz gözelerdi. Kadın ağlıyordu sadece. Adam ise geçmişinden pişman ama çaresizdi bu yüzden güçlü durmaya çalışıyordu.

- Gözlerine bakamam arkanı dön.
- Öldüğümden emin ol.
- Nasıl?

Adam elini sırtına doğru götürdü ve silahı tam kalbine gelecek hizaya dayadı.
'Şimdi eminiz'

Adam gözlerini kapatmış beklemesine rağmen, dakikalarca hiçbir şey hissedemedi. 'Hadi'

-Yapamıyorum...
- Kapa gözlerini ve 3 dediğimde....
Kadın öyle sıkı kapattı ki gözlerini hiçbir şeye şahit olmamak için garantiye alır gibiydi kendini....

-1...
2...
3...

Bir el silah sesi...
Kadın aynı anda yok etti hafızasındaki silah sesini hatırlamamalıydı bu anı. Başını çukurun tam tersi istikametine çevirip adamı var gücüyle mezarına itti, elindeki silahı da çukura fırlattı... Ve koştu.. Ağlayarak, içini dışına çıkararak, ölürcesine, öldürürcesine... Öldürdüğü adam hayal gibiydi. Hiç yaşamamış, hiç tanışmamış ve onu öldürmemiş gibi... Bir sürü şey geçiyordu aklından ama hiçbiri kendine ait değil gibiydi...


  -Şair baki kimdir, ne tür şiir yazar? Prezeve deniz savaşındaki geminin adı nedir? İlk cinayetten içeri atılan mahkumun adı neydi? Kitaplarım, kitaplarım neredeler! 
Nefes al, nefes ver, nefes... al... nefes... ver...
    Türkler tarafından kurulan ilk gizli örgütün adı neydi ?Bildiğim şeyler bunlar, hatırlayabilirim. Hadi hatırla...Daha kolay şeyler düşün bunlar zor...
Atlantis ilköğretim okulu... Hayır, hayır orada okumadım ben... Nerede okudum o zaman !Hepsi beynimin içinde bir yerlerde biliyorum...
Peki O? Nerede tanışmıştık, sakallı mıydı, sakalsız mı, benden uzun muydu?


Hey sen, hayal misin gerçek mi ?

Bir aracın yaklaştığını ve o araçtan birinin indiğini hiç farketmemişti. Mezarın üstünü kapatmadığı aklına bile gelmedi...


-Sana diyorum gerçek misin sen?


Adam hiçbir şey söylemeden yürümeye devam etti. Yeterince yaklaştığında adam artık ana hatlarıyla görülebiliyordu. Uzun boylu iri yarı, siyah kar botlu bir adam elindeki kutuyu kadına uzattı.
Aç dedi...
-Gerçek misin onu söyle ?
- Gerçeğim...
Kadın bir emir gibi hissetti bunu ve hemen açtı kutuyu... Üzerinde tarih ve saat atılmış bir sürü not kağıtlarıyla doluydu kutu...Adamın yalanları dedi içinden hepsini sırayla okudu, kendiyle ilgili olanlarda vardı. Nasıl söyleyebildi bana bunları diye hayıflandı için için. Bazı kağıtları okurken 'iyi ki öldü' diyesi bile geldi...

Bir kalem ve bir sürü not kağıdı uzattı iri yarı adam...
 Yaz dedi
- Ne yazacağım...
- O sana söylediklerini yazdı sende ona söylediğin yalanları yazacaksın...
- Neden?
- Yaz sadece...

Kadın bir süre düşündü . Önce 'Sensiz ben ölürüm' demişti ilk aşık olduğunda onu yazmayı düşündü ama kendi elleriyle öldürmüştü bunu yazması saçma olurdu..Yazmadı.
Sonra tek bir kağıt attı kutuya....Kapattı kutuyu adama geri verdi.

Kadın yürümeye, adam onu takip etmeye başladı...

Durduklarında mezarın başındalardı..
Adam kutuyu çamurlu mezara boşalttı, kağıtlar kahverengi ıslaklıkta yok oldular.

'Ona bazen seni sevmiyorum diyorum' yazmıştı ölü adam kağıtlardan birine. Demek ki hep sevmişti onu ama ihanette etmişti, kendiyle ilgili yalanlarda söylemişti. Ama yine de sevmişti, değer vermişti...
Düşüncelerinin sonu gelmiyordu, olan bitenin içinden çıkamıyordu. Doğruyla yanlışı, hayaller gerçeği ayırt edemiyordu...
Kadın mezara uzandı adamın yüzünü okşadı, kağıtlara baktı ve silahı aldı.

Bir el silah sesi duyuldu.Kadın adamı vurduğu hizadan göğüs kafesinin üstünden kendini vurdu ve aynı mezarın içine yığıldı.

İri adam mezarın üstünü kapattı ve arabaya binip uzaklaştı oradan...

                                  ********************************
-Nefes al.... Nefes ver.... Nefes... al... nefes...
-Boşa uğraşma nefes yok burada! Ne yazdın o kağıda !
'Bir gün memlekette evimiz olsun, yazları orada yaşarız demiştin de ölsem gelmem demiştim '
- Yalan mıydı bu?
- Ölüme geldim....
- Sana söylediğim yalanlardan sonra mı ?
-Bana yalan söylemediğin zamanlar için.
- Öldük değil mi ?
- Göğsünde uyur gibi hemde...

 BENDENİZ GERÇEKÇİ OLALIM  HAYALPEREST  BİRİ


 Ben kadınla adamı öldürdüm bugün... Roxanne, Mehmet, Frodo, Marla, Aslı, Bora hepsi bugün burada öldü... Artık onlar adına  yazacak bir şey yok. Bu benim cinayet teşebbüsümün başarısıdır.

Gidiş nedenimle ilgili kısa bir özet geçerim bir ara belki..
Bu yazı çok uzun oldu çünkü...
Yorum yazmak isterseniz yorumlarınız ne olursa olsun onaylanacaktır...

Sevgiler 
Saygılar
Öperim

19 Nisan 2012 Perşembe

Tarafsızlık Tarafı

Sağ, baştan say...
baş parmak, işaret parmağı, orta parmak, yüzük parmağı, kuş parmak...

Sol, baştan say...
Kuş parmak, yüzük parmağı ,orta parmak,  ...

Tamam herkes burada yerinde olduğuna göre bir sigara yakıp başlayabiliriz...
Henüz ne anlatacağımı bilemiyorum sanırım önemli bir şeylerden bahsedeceğim ya da saçmalayacağım henüz karar vermedim...


               **************************************************************


-Sağcı mısın, solcu mu sen nesin?
-Bunlardan biri olmak zorunda mıyım ?
-Bunlardan biri olmalısın Marla... Hayata karşı bir duruşun olmalı...
-Seni mi kıracağım... Tarafsız tarafta olurum bende.. Beynimin içi hep çekimser olur...Tarafsızlıkta bir taraf değil mi ?... Toplansak bir eylem yapabiliriz!
-Saçmalama, bir fikrin olmalı, bir bakış açın, bir şey uğruna söyleyecek sözlerin olmalı.. Tarafın somut olmalı Marla...
-Benim somut taraflarım var zaten...Türk kahvesinin tarafını tutuyorum mesela... Az şekerli, çok telveli. Hafif acı ama yine de tatlı.. Bence Türk kahvesinden daha gerçek bir şey yok, üretiminin doğruluğunu ve güzelliğini sonuna kadar savunurum...


   Sonra çikolatalı pudingin tarafındayım çocukluğumdan beri... O sütlaç denen prinçli şey ona asla rakip olamaz ya da sonradan çıkan çileklisi, muzlusu filan muhalefet bile değiller gözümde... Çikolatalı pudingin verdiği hissi hiç biri veremez. Markette  seçim yapmam gerekse hiç düşünmeden onu götürürüm kasaya...


- Sabrımı taşırıyorsun sen, gerçekten taşırıyorsun, büyü biraz, ciddiye al beni ve şu lanet olası hayatı. Artık sorumluluk al, görev edin. Bir şeyler yap Marla, bir şeyler yap! Anlıyor musun?
Sana daha ne kadar tahammül edebilirim sabrım nereye kadar dayanır bilmiyorum!


-Puzzle yapmaya başla Diego!
-Ne puzzle'ı?
-1000'lik puzzle... Onu bitirdikten sonra gerçekten sabırlı biri olduğunu düşünüyor insan. Hem duvara filanda asarsın istersen...(Ufak bir şirinlik hali)


-Dalga geçiyorsun benimle değil mi, alay ediyorsun ?

-Evet.Bunu unutmuştum... Savunduğum şeylerden biri de bu... İnsanları fazla ciddiye alma!... Diego olsa bile... Hatta seçim yapan gerekirse sağlam tarafsız bir kitabı bir insanla değiş... İnan yapabileceğin en doğru ve en iç rahatlatıcı ticaret bu... 
Yine de bilmen gereken  seni seviyorum Diego bir kitapla takas etmeyecek kadar  ama aklını, düşüncelerini falan değil.
Ben seni seviyorum ve sen buna sesini çıkarmıyosun, karşı çıkmıyorsun ya işte onu seviyorum...
Bu yüzden seni kırmayacağım tatlım...
Tutarız bir taraf.... Hatta taraf olunacak bir şey yaparız...
İkimiz aynı tarafta oluruz... 
Dünya üstünde en az kişi sayısına sahip örgüt olarak tarihe geçeriz belki... 
Ama adına aşk demiyelim olur mu ?
Çok klişe...

-Olur...

Çift taraflı tebessüm....


Bendeniz saçma biri ....

16 Nisan 2012 Pazartesi

Muammalar

Nasılda değişiyor zaman, nasılda değişiyor herşey,
Sessiz sedasız büyüdük, dertlerimiz değişti....
Dün güldük, Bugün düne güldük, yarın ne oluruz bilmiyoruz..
Muammalar Roxanne...
Bizi karamsarlığa itende muammalar, umuda yelken açtıran da...
'Özledim! kelimesi de anlam kazanacak bir süre sonra...Gerçekten özleyeceğiz...
Özlemek hiçbir şeyi değiştirmeyecek, yalnızca damarlarımıza yükse dozda enjekte edecekler her geçen gün daha fazla...
Teknolojiyi bağrımıza basarız büyük ihtimalle..
Bizi bize bağlayacak tek şey nasıl olsa...
Söyleneceklerin ama ağızdan çıkmayan kelimelerin ardına sığınıyorum şuan...
Dün bir şarkı dinledim öyle özlemli, gitmeli filan.
Ne yalan söyleyeyim ağladım...
Ağladığımı sana söylesem mi bilemedim.
Söylemezsem duyguda sahtecilik olurmuş en az beş yıl yermişim. Söyle dediler.
Duygu kaçağıyım şuan, sana henüz söylemedim...
Roxanne!
Sana birşeyler sormalıyım hala vakit varken.
O coğrafya bana çok mu uzak?
Otobüse binsem kaç saatte gelirim?
Otogarda karşılar mısın beni  ' neden geldin' diye sormadan...
Roxanne!
Gidipte dönmemek yok bizim kitabımız da değil mi?
Elbet buluruz birbirimizi...
Roxanne!
Unutma beni olur mu ?
Çünkü unutursan eğer
Bu şehir çok yalnız kalır 
Tüm kent küfür eder sana


Hayır, hayır ! 
Yalnızlıktan korkmuyorum ben Roxanne

Yalnız kalırsan diye korkuyorum....

Bendeniz kaygılı biri....
Roxanne'ye....




12 Nisan 2012 Perşembe

Sebep:Yağmur, Sonuç:Yağmur

Sek sek oynayan çocuklardık vakti zamanında.
Şimdi seke seke oynayan, tek ayak üstünde dalavere çeviren insanlar olduk.
Ne acı..
Şimdi sen, seni seviyorum desen
Bende seni derim mesela o derece yalancıyım...
Bak durdu yağmur
Grisini bıraktı geriye, rengini belli etti
Benden aşık olmaz onu anlatmaya çalışıyor tahminim.
Bizi yağmur bile istemiyor işte adam..
Ben aşık olmasına olurum da
Yağmura açıklayamam onsuz da aşık olabileceğimi.
Sen bana bakma ben her aşktan korktuğumda
Hep yağmuru suçlarım zaten...
Yağmurun canı cehenneme...

Ben sana aşık olamazsam eğer
Seninde canın cehenneme...

Bendeniz kararsız biri....


(Ya hocam böyle internet üzerinde ve ya mesajda 'çay içiyorum gel beraber içelim' gibi lüzumsuz bir sohbet yapıyorsunuz ya yeminle hayattan soğuyor, insanlardan tiksiniyorum. Gereksiz not bu kısım ) :/

6 Nisan 2012 Cuma

Kırmızı Gökyüzü

Korkma çocuk korkma !
Şimşek hep çakar, gök hep gürler bu coğrafya da.
Işıklı ayakkabılarının da pili bitecek elbet, yerine yenileri gelecek,
Yeniler eskiyi hep unutturacak.
Çiğnemekten yorulup yuttuğun sakızlar, midende ölümcül bir hastalığa neden olmayacak...

Ağlama çocuk ağlama!
Ama erkekler ağlamaz yalanına da inanma.
Yüreği büyük ve merhamet dolu olanlar ağlarlar.
Ağlayanlar hep daha güçlü olurlar, yeter ki sen neye ağlayacağını bil çocuk.
Kötü günler hep geçerler ve o günlerin geçmesine ya rüzgar eşlik ya da bir dost
ama geçerler...
Sen cesur ve dimdik ol...

Sev çocuk sev...
Neyi sevmen gerekiyorsa onu sev.
Yüreğin kimi sevmek istiyorsa onu sev.
Korkma
Ağlama
Sev
Sen sevdikçe dünya senin kurallarınla oynayacak...
Ve biraz iyilik varsa derinlerinde bir yerde.
Hayat hep senden yana olacak.

Söz veriyorum sana çocuk.
Her şey çok güzel olacak.

Ve yine söz veriyorum sana
Her şey istediğin gibi olmazsa eğer
Gökyüzünü kırmızıya boyayacağım.
Yağmur yağdığında hayallerimiz kırmızı olsun diye.



Bendeniz çocuk sevgisi
(Kırmızıdır benim rengim bilirsiniz, pembeye inanmam ben)

3 Nisan 2012 Salı

Çok Konuştum, Faydasını Görmedim

Hislerin değişkenliğinden yakınan insanları çok yakından tanırım ben.
Yeşillikler, bozkır olur mutelif zamanlarda. 
Dışın içi, için dışı yaktığı zamanlarda kaybederler mantıklarını.
Diyorum ya, çok yakından tanırım onları.
Saadetleri yalanlar üzerine kuruludurlar. 
Hissetmedikleri kelimeleri sarf ederler.
Detaycı, mutsuz ve umutsuzlardır.

Kırmızı hayalleri yoktur onların...
Açık kahveye boyanmış hayatları vardır.
Anneleri onlara hiç sevgi göstermediler, bu yüzden sevgiyi bizlerin dizlerinde aradılar hep.
Her şeyi denediler, yine de sevgisizlikte ve yalanlarda boğuldular.

Ya Mehmet 
İşte öyle!
Herkes sen kadar şanslı olmadı bu hayatta
Seni de yakından tanırım. 
Fazla söze gerek yok.
Yeterince adamsın... 
Şimdi marifet adam kalmayı becermekte...

Bendeniz adamın yanındaki biri...
Öperim...








31 Mart 2012 Cumartesi

Carpe Diem

-Merhaba hoşgeldiniz. Buyrun oturun.
-Teşekkürler. Hoşbulduk.

Aslı birkaç gündür buraya geleceği an için sebebini bilmediği bir gerginlik içerisindeydi. Şimdi bu gerginlik tam anlamıyla yüzünden okunuyordu. Beyaz teni her zamankinden daha daha beyaz ve solgundu, gözlerinde ise hem korku hemde her şeyi öğrenecek olmanın verdiği silik bir mutluluk vardı. Yavaşta gösterilen koltuğa oturdu.

-Evet sizi dinliyorum. sizi buraya getiren problem nedir?
- Beni buraya getiren korku sanırım.Her şeyden korkuyorum. 
-'Her şey'i biraz açar mısınız?
- İnsanlardan, kendimden gölgemden, geçmişimden, geleceğimden; aklına gelebilecek her şey beni korkutuyor.
- Geçmişinizde yaşadığınız bir acı, üzüntü, bir travma bir şeylerden korkmanıza neden oluyor olabilir.
- Bu söylediğinizi ilk kez duyuyorum fakat yaşadığım bir acı hissettiklerime neden olamaz, sanıyorum..Bazen karın boşluğumdan sokup elimi organlarımı parçalamak yüreğime ulaşıp onu yok etmek istiyorum. Ölmek değil, rahatlamak istiyorum. Korku anında yaşadığım ani kalp çarpıntılarından kurtulmak istiyorum.Bunu yapmak istiyor olmam mazoşist olduğumu göstermez sanırım . Her şeyden kurtulmak isteyen bir kadın olduğumu kanıtlar diye düşünüyorum.
-Evet mazoşist değilsiniz, fakat söylediklerinizin de normal olduğunu söyleyemeyeceğim. Peki hipnoz tedavisini neden istiyorsunuz, yani hangi dönemin sizi yaraladığını düşünüyorsunuz ?
-Bende onu bilmek istiyorum. Bana bunları yapmamı söyleyen şeyi ne zaman yaşadı ben !
-Hala kararlı mısınız?
- Evet.
-Buyrun başlayalım o halde.




-Aslı hanım telkinlerimi harfiyen uygulamanızı istiyorum. Lütfen söylediklerimin dışına çıkmayın ve lütfen korkmayın göreceğiniz şeylerden rahatsız olursanız, söylemeniz yeterli olacak, söylediğiniz anda uyanmanızı sağlayacağım.Lütfen gevşeyin.

Aslı üzerindeki kahverengi yeleğini çıkardı, saatini ve kolyesini doktorun masasına bıraktı. Çantasından bir sigara paketi çıkardı ve bir tanesini yaktı , son sigarasıymış gibi bir kez çekti ve söndürdü. Koltuğa uzandı.

- Aslı hanım, öncelikle hiçbir şey düşünmeyiniz, gözleriniz içindeki karanlığa odaklanın yalnızca. Hemen transa geçemeyebilirsiniz ama denemekten vazgeçmeyin. Konsantrasyonunuzu bozmayın.
- Peki.


Aslı kapadı gözlerini, içindeki bütün düşüncelerden arınmaya çalıştı bu çaba yaklaşık 35 dakika sürdü. doktor bu sırada yanızca Aslı'nın mimiklerini takip etti.
- Şuan neredesin?
-Aydınlık bir oda... Kütüphanesi olan...
-Kimin odası ?
-Benim.
-Neden oradasın ?
-Uyumak için.
-Uyuyor musun peki?
-Hayır. Ağlıyorum.
- Neden?
- ...
- Aslı neden ağlıyorsun?
-....
-Aslı?

Aslının gözlerinden yaşlar istem dışı dökülmeye başlamıştı. Sonrasında kendine hakim olamadan hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı ve bir anda sustu. Ne ağlıyordu, ne konuşuyordu...

-Aslı seni ağlatan ne?
- Ondan kurtulamıyorum. Çaresizlikten ağlıyorum.
- O kim ?
-Kendim.
-Kendinden neden kurtulmak istiyorsun?
- Zarar veriyorum ruhuma.
- Ne yapıyorsun ruhuna?
- Eziyet.. Eziyet ediyorum. İstemeyerek yapıyor ama yapıyorum.Karşımdayım şimdi....
- Neye benziyorsun.
- Bana ama ben değilmişim gibi. Bir şeyler fısıldıyor.
-Ne diyor?
-Duyamıyorum.
-Yaklaş biraz Aslı, korkma.

Derin bir sessizlikten sonra Aslı bir çırpı da herhangi bir telkin gelmeden sıçrayarak uyandı. Nerede olduğunu, ne yaptığını, kim olduğunu her şeyi unutmuştu sanki. Tek hatırladığı gördükleriydi.

Doktor büyü bir şaşkınlıkta ve meraktaydı. İkisi de biraz sakinleştikten sonra doktor kendisine ne söylediğini sordu.Aslının dili tutulmuştu sanki ağzını açamıyordu.
'Aslı bunu bilmek zorundayım sana ne söylendi' dedi doktor tekrar.

- Karşımdaydı biri. Benim odamda. Benim suretimdeydi ama ben değildi biliyorum. Bir katil gibi bakıyordu.Yaklaş dediğinizde yaklaştım. İki eliyle omuzlarımı tuttu. Benden ne istediğini sordum. Sağ kulağıma doğru eğildi, eğildiği anda ben değildim artık o görüntü. Bir hayvana benziyordu sanki... 
-Peki ne dedi?
-Eğer kendime zarar verirsem, kaybedenlerden olacağımı, onun ise kazananların arasına ismi yazılacağını söyledi...
- Geçmişinden birini hatırlatıyor mu bu sözler sana ?
-Evet... Hem geçmişimden, hem geleceğimden birisiydi bu.
-Kim?
-Şeytan.

-Ne yapacaksın peki şimdi.
- Carpe diem.
-Kendini toparlamanda işe yarayacak mı ?
-Onun ismini kaybedenlere yazdırmama yarayacak...Geçmişe takılmak onun sermayesi...
- Yani?
-Geçmişimi ona hediye ediyorum.




Hey hey hey... Bendeniz katlettiği canı seçerken kendine öncelik veren poli...Bugün hayal gücüm tavan yaptı. 
Saygılar.. Öperimmm=)

29 Mart 2012 Perşembe

Evet Sen Haklısın !

Bu şehir her gece flu çocuklar doğurur.
Çocuklara adını soran olmaz çünkü kimsesizliğin ismi öğrenilmeden unutulur.
Evet sen haklısın,
Saçlarını düzeltmek için baktığın vitrin camının önünde kıvrılmış uyuyan çocuğu görmemekte... 
Çünkü o çocuğun kimsesizliği, vitrindeki çantanın etiketi kadar etmemekte!
Nasırlı kalplerimizin sevgisizliğinden ölmek üzere bir çocuk, karanlık bir sokakta masumiyetini kaybetmekte! 
Evet sen haklısın!
Kuralları güçlüler koyar ve hiçbiri kaldırıma serdiği bir gazete üzerinde uyumamıştır.
Sen aldırmadan yürüyüp geçtin diye o gece oracıkta ölen çocuğun boyu, yerden bir karıştır!

28 Mart 2012 Çarşamba

Bilmeden Biliriz Biz





Yaşamaya çalışıyoruz, yaşamanın ne demek olduğunu bilmeden

Hergün ölüyormuşuz hissi yaşıyoruz içimizde bir yerlerde, o hissin ne demek olduğunu hissetmeden.

Bu yüzden uyuyoruz çoğunlukla.

Ne yaşıyoruz ne ölüyoruz.
Yalnızca uyuyor, bundan zevk alıyoruz.

26 Mart 2012 Pazartesi

Bir kez Her şey, Genelde Hiçbir şey

Hatırladığım her şeyin anlamını yitirdiği yerler var. Beynim gibi... Oradaki her şey ikinci bir tekrara girdiğinde anlamını yitiriyor. Ölmek dışında...
Ölüm bir kelime değil yalnızca bir gerçeğin korkutucu şekilde dışa vurumu aynı zamanda....

Ben Polinka...
Bir katilin merhametsizliğine üzülen insan türü..
Anlamsızlıklar prensesi... 
Dolmuşun en arkasındaki cam kenarı koltuktan; mutsuzlardan, mutsuzlara sesleniyorum.
Acılar hiç bitmiyor, bitmeyecek de...
Önemli olan ne kadar alışabildiğin, ne kadar duvar olabildiğin, ne kadar görmezden gelebildiğin, ne kadar dik durabildiğin...
Kendini nasıl bildiğin...
Neyin nasıl geçtiğini anlayacak kadar bilincinin ne kadar yerinde olduğu...

Ben Polinka...
Damarlarındaki ayaklanmalara söz geçirmekte zorlanan hücreler topluluğu
Ölüm denen şeyin kıyısında kumdan kaleler yapan çocuk yüreği
Siyasal bilimlerin birer yalancı yetiştirdiğini düşünen sığ kadın...
Sizlere olmayan bir hayatın içinden sesleniyorum...
İnandıklarınızın inandırıcılığını kontrol edin, yalanla gerçek kontrol noktasında ayrılıyor.Fayların üzerine deprem değil, depremlerinizin üzerine fay kurun..

Ben Polinka..
Bir kez her şey...
Genelde hiçbir şey...

Sözünün eri
Bir kez hiç birinin 
Genelde hepsinin....


22 Mart 2012 Perşembe

Sevmek Eylemine Dair

Tanımıyorsun beni...
Tanıyamayacaksında...
Zerre kadar fikrin de olmayacak benimle ilgili ama yinede sokakta görüp sevebileceğin her insan kadar seveceksin beni...
Çünkü sevmek eylemi en çok insana yakışır ve en çok ona yapışır...
Suç sayılacak herhangi bir şey yapmamış herkesi sevmeye meyilli doğmuşuz işte..
Henüz suç sayılacak bir şey yapmadım..
Bu nedenle kim olduğumun önemi yok, kim olacağımın da ama herkesi sevdiğin kadar seveceksin beni..
Belki gözlerini başka yöne çevirene dek, belki sonsuza dek ..
Ama illaki seveceksin...
Sevilecek biri olduğumdan değil, sevmeye meyilli olduğundan... 

19 Mart 2012 Pazartesi

Bilmez misin?

Sen kendin mi yaptın sanırsın gökkuşağını,
Renkli balonlar senin için mi uçar sanırsın
Bizlerin dışında yaşanılan; yalansız, günahsız diyar sana mı yakındır bilirsin.
Yanılırsın adam aldatma kendini.
Hiçbiri sana ait değil.
Kara bulutlu gökyüzü hariç.
O da lütuftur şahsına.
Bilmezsin!

17 Mart 2012 Cumartesi

Salak- 2

Işıl telefonun çalmasıyla irkilerek uyandı. Saat sabahın sekiz buçuğuydu ve arayan Aslıydı.

-Işıl! Uyuyor muydun tatlım ?
- Sence ?
-Sesinden belli uyuyormuşsun. Hadi kalk hazırlan kahvaltıya gidiyoruz. İnanmazsın ben ısmarlayacağım.
- Senin ısmarlayacağına inanmam için hesap gelmiş ve sen içine parayı koymuş üstünü bekliyor olmalıyız. Yani gelecek olsam da yemezler güzelim.
-Gelecek olsam ne demek! Gelmiyor musun ?
- Tek izin günüm bugün takdir edersin ki uyumak istiyorum. Bu seferlik ben yokum, siz gidin.
- İyi peki sen bilirsin. Uyandığında ara bizi dışarıda olursak yanımıza gel en azından.
- Tamam bakarız. Hadi size afiyet olsun.
- Sağ ol canım. Görüşürüz.

Işıl bu konuşmanın ardından ne kadar uğraştıysa da uyuyamadı ama yine de inadından on buçuğa kadar kalkmadı yataktan.
On buçukta uyandı, duşunu aldı, kahvaltı yaptı.Bu gün için bir program yapmamıştı evde oturası da yoktu aslında. Aslı' yı aradı nerede olduklarını öğrendi, geleceğini bildirdi.
İzin günlerinde hazırlanmaya bayılırdı Işıl. Yavaş yavaş sakin sakin hazırlanırdı. Bu fasıl bir buçuk saatten az olmazdı genelde ve yine öyle olmuştu. Gideceği yer uzak olmadığı için 10 dk sonra kızların yanındaydı.
Kızlar her zaman ki gibi cam kenarına kurulmuş kahvaltıdan sonra nargile keyfi yapıyorlardı. Işıl nargile sevmezdi bu yüzden herkese merhaba dedikten hemen sonra slim sigarasını yaktı. Derin bir nefes çekip dışarıyı izlemeye koyuldu.Camın arkasında devam eden hayatı... Sigarasını bitirmesiyle ortama döndü. Mekanda oturan insanlara dikkat etme adeti olmayan Işılı, bugün ki kalabalık fazla rahatsız etmişti. Belki birileriyle göz göze geliriz ve sessiz olması gerektiğini anlayıp biraz daha küçük harfle konuşurlar diye bütün masalara tek tek uzun uzun baktı.Mekanı tarama işleminin bitmesine yakın kapı kenarındaki masada tavla oyanayan gençlerden biriyle göz göze geldi. Bakışları ortamdaki rahatsızlığından dolayı çok sertti. Tavrını hiç değiştirmeden kafasını tekrar kızlara çevirdi, konuşulan konuyu anlamaya çalıştı.

5 dakika sonra 'Işıl' seslenişiyle soluna baktı. Göz göze geldiği adam şuan yanı başındaydı.
-Merhaba!
- Nasılsın ?
- İyiyim sağ ol sen nasılsın?
-Sağ ol bende iyiyim Işıl. Seni gördüm daha iyi oldum desem tam karşılığı olur sanırım durumum.

Işıl sadece tebessüm etti. Bu çocuk gördüğü en yakışıklı adamlardan biriydi. Esmer ve mavi gözlüydü. Mavi göz bir esmere en çok bu kadar yakışabilirdi. Fiziğini ve giyim tarzını tartışmak bile yersiz olurdu.

- Bir ara yanımıza gelsene biraz sohbet edelim. Uzun zamandır görüşüyoruz. Ne dersin ?
- Kızlar sorun etmezse bir on dakika uğrarım yanınıza Mehmet.
-Etmezler, etmezler. Değil mi kızlar?
'yok canım niye problem edelim' dedi Aslı hemen.
Mehmet kapı kenarındaki masalarına tekrar döndü. Işıl ise göz göze geldiği dakikalara lanet okuyordu.
'Bu adam iyi hoş filanda beş para etmez, ciğeri kara doğmuş bu herif, yurt dışına gitmişti niye döndü ki! Haydi döndü, koskoca Ankara arasam bulamam denk geldik(...)'
Işıl içinden dışından yeterince hayıflandıktan sonra masadan sigarasını ve çakmağını alıp Mehmetlerin yanına oturdu.

- Tanıştırayım ışıl. Tolga... En yakın arkadaşlarımdan biridir.
- Memnun oldum. 
Eee neler yapıyorsun Mehmet ne zamandır buralardasın?
- 2 ay civarı olmuştur geleli, geri döneceğim ama birkaç haftaya..
-Anladım. Nerede mutluysan orada olman daha doğru tabi.
-Sen neler yapıyorsun ?
-Bıraktığın yerdeyim.İş, ev arada nefes almaca filan işte. Değişiklik yok.

Işıl havadan sudan sohbet etmeye devam ederken, kızlar gitmeye karar vermişler, Işıla gelip gelmeyeceğini sormuşlardı. Işıl her ne kadar kızlarla takılmak istese de Mehmet bırakmadı. Bir saate yakın bir zamanı Mehmet ve Tolgayla sohbet ederek geçirdi.
Ansızın bir telefon ise Işıl'ın bütün keyfini kaçırdı.

GELEN ARAMA 
      BORA

Bir kaç saniye hangi tuşa basması gerektiğine karar veremedi Işıl ve son karar olarak telefonun ses kısma tuşuna basma kararıyla aramaya cevap vermedi. Telefonu açarak hiçbir şey olmamış gibi merhaba diyemezdi ya!
Telefon ardarda 4 kez çaldı, Işıl hiçbirini açmadı. Hatta Bora'nın telefonunu açmamak ondan intikam almak gibi hissettiriyordu, hoşuna gidiyordu içten içe... Sonrasında aklı ne kadar Bora'da da olsa yeniden Mehmetlere odaklandı.
Gün Mehmet'in hesabı ödemesiyle sona erdi ve ayrıldılar. Işıl hemen kulaklıklarını taktı ve dolmuş durağına doğru yürümeye başladı acele etmiyordu, hafif soğuk havanın tadını çıkarıyordu.
Telefonu tekrar çaldı.. Bu sefer gelen mesajdı...

ARKANA SAKIN BAKMA


Işıl hemen arkasına baktı. Bora tebessümle karşılık verdi.

-Sana arkana bakma yazdım, neden baktın ?
- Bakmasaydı ne yazacaktın. Vazgeçtim bak mı?
-Hayır arkana bak desem bakmayacaktın. Ters köşe yaptım.
-Takdire şayan bir düşünce zeki adam. Ayakta alkışladım seni.
-Bir yerde oturalım mı?
-Eve geç kalıyorum.
-Yalan söylüyorsun Işıl.
- Evet yalan söylüyorum ama seninle oturmak gibi bir planım olmadığı için!
-Hı! Bak sen niye benimle oturmuyormuşsun ?
-Sebebi yok.
-Seni aramadım diye mi ?
-Merhaba, bir gün görüşelim mi  demek için aradığın zamanın üstünden neredeyse 1 ay geçti. Teklifin zaman aşımına uğradı Bora.Bu yüzden istemiyorum.
- Işıl ?Senden hoşlanıyorum ve ben bir kez seni göreyim diye Mehmet saatlerdir seni orada tutmaya çalışıyor.
Bu karikatürü konuya uygun diye şeettim...
-Mehmet'le tesadüfe...
- Evet evet tesadüfler. Bu tesadüf nasıl olmuş Aslı'ya bir  sor istersen !
-Yani bütün günüm planlanmış mıydı ?
- Evet. Ben seninle bir kahve içebileyim diye planlanmıştı.
-Planlayamadığınız bir şey var Bora. Benim fikirlerim ve kararlarım...Ve son kararım benden hoşlandığını söyleyen ama 1 ay hiç bir halt yapmayan bir adamla kahve içmeyeceğim.
- Arasaydım senin için değerli olmayacaktım Işıl. Beni yedekte bilecektin hep, belki oyalayacaktın, belki korkacaktın, ne bileyim bir sürü ihtimal var. Onlara mahal vermek istemedim işte.
- Arasaydın benim için değerli olacaktın Bora. İlk kez bir adam benim için bir şey yapacaktı.. Sen seni yok saymama mahal verdin, hesaplayamayacağın, planlayamayacağın şeyler var Bora.
Bir insanın duyguları gibi. Sen şimdi gönlüme taht inşaa etsen bile, ben zatının oraya oturmasına izin vermem.
Şimdi gerçekten gitmeliyim.

Bu sözlerinden sonra Işıl arkasına bakmadan gitti...
Bora yalnızca durdu orada ve sustu. Bir isyana sebebiyet verecek kadar sustu. Bir kadının reddedişini izleyecek kadar sustu. bir kadının haklılığını görecek kadar sustu. Bu kadını kaybettiği için sustu...



Bendeniz Işıl diye biri =))))
Bu yazıyı okuduğunuz andan sonranız hep güzel ve umutlu olsun. Öperim=)))

16 Mart 2012 Cuma

Salak

-Alo..Kimsiniz !
-Merhaba  Işıl. Bora ben !
- Pardon. Hangi Bora diye sorsam ayıp etmiş olur muyum?
- Alabora diye saçma bir espri yapasım geldi ama böyle dersem yüzüme kapatırsın sen, bilirim seni...
- Tanıştıklığımızın olduğunu düşünmeye başladım bile. Baya davranışlara gelemediğimi biliyorsun en azından.
-Bora.. Üniversiteden... Beden eğitimi bölümü hatırladın mı ?
- Sanmıyorum. Nasıl tanıştık ki biz seninle aynı fakülte de bile değiliz ?
- Arkadaşım bir arkadaşınla sevgiliydi. Bahçeli de bir kafede tesadüfen karşılaşmıştık sonra aklıma geldin arkadaşlar onun arkadaşları filan derken numarana ulaştım.
- Ve?
-Bir merhaba demek istedim işte.
-Merhaba  o zaman!
-Anlaşmak zor olacak seninle bunun bilincinde aradığım için şaşırmadım.
-Bora ne istiyorsun açık söyle artık.
-Belki görüşürüz diye düşünmüştüm.
-Tamam belki görüşürüz o zaman. Kapatmak zorundayım şuan. Söylemek istediğin bir şey var mıydı?
-Görüşürüz ışıl. Şimdilik hoşçakal.
-Belki görüşürüz. Hoşçakal.

Işıl bir anlık şaşkınlıktan sonra Bora'yı hatırladı. Hemde çok hatırladı...'Biliyordum' dedi . 'Asırlar sürse de bu çocuk beni bir gün arayacaktı' diye geçirdi içinden...Yüzünü bile hatırlamıyordu aslında. Onunla ilk ve son görüşmesi çok uzun zaman önceydi, tek hatırladığı ise o zaman için Bora'dan çok hoşlandığıydı. Tebessüm etti ve rutin işlerini yapmaya devam etti. Bir işe sahip olması onun için hep avantaj olmuştu. Bir şeyleri kafasına takmasını engelliyordu. Her günün vazgeçilmez şarkısını açtı hemen. Jehan barbur - Nar taneleri ... Bir kez dinlemek her şeyi unutturdu ona. Fazla doza gerek yoktu.

*******
Mesai saatinin bitimiyle birlikte toparlandı ve mp3ünün kulalıklarını taktı. Sokakta yürürken müzik dinlemek gibisi var mıdır! ... Bugün müzik dinlemek ise ayrı bir keyifliydi.. Yine şarkı sırası nar tanelerine geldi tekrar dinledi tekrar tekrar. Her seferinde daha da hüzünleniyordu aslında. Canını yakan bütün anılar gözlerinin önüne bile geliyordu bazı zamanlar ama yinede dinlemekte ısrarcıydı. Telefonu hep titreşimde olmasına rağmen Bora aradıktan sonra son ses açmış telefon bekliyordu. Bir daha aramalıydı bugün. Sıcağı sıcağına... Kendini bu kadar hatırlatmışken bugün aramalıydı. 

Eve gitti Işıl...
Üstünü değiştirdi...
Yemek yedi...
Televizyon izledi. 
Sosyal ağlarda ne var ne yok baktı.
Bora aramadı...
Işıl ölür gibi uyudu...


Bendeniz ümit katliamı...

(Bunun devamını yazacağım ben ya ) =)